Ne? 14 Ekim 2026 tarihinde İstanbul’da metrekare başına 272 kilogram yağış düşerek tarihî bir rekor kırdı; Nerede? en yüksek ölçüm Beykoz’da gerçekleşti; Ne Zaman? aynı gün içinde yoğun yağış birkaç saat içinde damladı; Neden? atmosferik koşulların aniden değişmesi ve bölgedeki yoğun nem birikimi; Nasıl? yağış, şehirdeki geçirimsiz beton ve asfalt yüzeylerde hızlı akışa dönüşerek sel sularını tetikledi; Kim? İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Dr. Abdullah Kahraman ve Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı gibi yetkililer olaya tanıklık etti.
Bu aşırı yağış sonucunda en az dört kişi hayatını kaybetti, binlerce konut ve iş yeri su altında kaldı; resmi kurumlar acil müdahale ekiplerini sevk ederken, kayıp kişileri bulmak için arama çalışmaları hâlâ sürüyor. Kentin birçok bölgesi, altyapı yetersizliği ve artan betonlaşma nedeniyle adeta durma noktasına geldi.
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Kritik Gelişme: Beykoz’da ölçülen 272 kg/m² yağış, 1985 Şile rekorunu %36 oranında aştı.
- Resmi Veri / Açıklama: İçişleri Bakanı Çiftçi, bazı noktalara metrekare başına 272 kg yağış düştüğünü belirtti.
- Süreç / Sonraki Adım: Uzmanlar, geçirimsiz yüzeylerin azaltılması ve yağmur suyu altyapısının güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Rekor Yağışın Ölçüm Verileri ve Tarihsel Karşılaştırmalar
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) kayıtlarına göre İstanbul’da şimdiye kadar ölçülen en yüksek günlük yağış 17 Ekim 1985’te Şile’de 199,3 kg/m² idi. Newcastle Üniversitesi’nden Dr. Abdullah Kahraman, Kandilli Rasathanesi’nin 1911’e uzanan arşivinde en yüksek değerin 20 Temmuz 1951’de 165,8 kg/m² olduğunu hatırlattı. Beykoz’da kaydedilen 272 kg/m² ise, yıllık ortalama yağışın (660 kg/m²) dörtte birine tek bir günde denk geliyor.
Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, bu kilogram değerlerinin milimetreye dönüşümünü şöyle açıkladı: bir metrekarelik alana bir kilogram su döküldüğünde su seviyesi bir milimetre yükselir. Dolayısıyla 272 kg yağış, su seviyesinin 27,2 cm artması demektir; ancak bu rakam, suyun topografik koşullara göre birikmesiyle metrelerce derinliğe ulaşabilir.
Geçirimsiz Yüzeylerin Sel Riskine Katkısı
İstanbul’da son 40 yılda asfalt ve beton gibi geçirimsiz yüzeylerin oranı %70’in üzerine çıktı. 1987 yılında sadece Fatih, Kadıköy ve Zeytinburnu’nun yüzeyleri bu orana ulaşmışken, 2011’de Bakırköy, Bahçelievler, Bağcılar, Güngören, Beşiktaş, Üsküdar, Şişli ve Beyoğlu da bu gruba eklendi. Marmara Üniversitesi’nin 2025 İstanbul Yeşil Kent Endeksi, geçirimsiz yüzey yoğunluğu ile sel riski arasında güçlü bir korelasyon olduğunu ortaya koydu; Güngören, Kağıthane, Bahçelievler ve Zeytinburnu gibi ilçeler en yüksek risk puanlarını aldı.
Uzmanlar, özellikle eski dere yatakları ve vadilerin bulunduğu güney kesimlerinde, betonlaşmış yüzeylerin suyu hızla akıtması sonucu sel sularının derinleştiğini belirtiyor. 2015 çalışmasına göre, İstanbul’un 2.400 km uzunluğundaki dere ağının %17’si üstü kapalı kesitlerde akıyor; yani dereler, betonarme bir yapı altında kanallaştırılmış durumda.
Altyapı ve Kent Planlaması Üzerine Uzman Görüşleri
Dr. Abdullah Kahraman, modern bilimsel modellemelerle risk haritalarının oluşturulması gerektiğini vurguluyor. İngiltere’de 100 yıllık 16 farklı iklim senaryosu üzerinden yapılan simülasyonlar, her bir ekstrem yağış için ayrı sel modeli çalıştırarak müdahale kapasitesini hesaplıyor. Benzer bir yaklaşım, İstanbul’da da bölgesel drenaj kapasitesinin belirlenmesi ve riskli noktaların öncelikli olarak güçlendirilmesi için kullanılabilir.
Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, “Şiddetli yağış bir doğa olayı; onu sel yapan biziz” diyerek şehir planlamasının sorumluluğunu altını çiziyor. Derelerin doğal yataklarının korunması, betonlaşmanın sınırlandırılması ve yağmur suyu toplama sistemlerinin entegre edilmesi, uzun vadede ekonomik kayıpları önleyecek stratejiler arasında yer alıyor.
Bu sel felaketi, iklim değişikliğinin tek başına sorumlusu olmaktan çok, şehirleşmenin kontrolsüz bir biçimde ilerlemesinin sonuçlarını gözler önüne seriyor. Geçirimsiz yüzeylerin yaygınlaşması, eski altyapının yetersizliği ve dere yataklarının kapatılması, suyun doğal akışını engelleyerek anlık birikimlere yol açıyor. İstanbul’da benzer olayların tekrarlanmaması için, kentsel dönüşüm projelerinde suyun geçirgenliğini artıracak yeşil altyapı unsurları (biyolojik filtreler, permeabel kaldırımlar) zorunlu kılınmalı. Ayrıca, riskli bölgelerde zorunlu olarak yüksek kapasiteli yağmur suyu toplama tankları ve acil tahliye hatları planlanmalı. Bu önlemler, ilk yatırım maliyetleri yüksek görünse de, uzun vadede sel zararlarının ekonomik ve insani bedelini büyük ölçüde azaltacaktır.
Merak Edilen Sorular ve Yanıtlar
Soru: İstanbul’da rekor yağışın sel felaketine dönüşmesinde en etkili faktör neydi?
Geçirimsiz beton ve asfalt yüzeylerin genişlemesi, suyun hızlı akışını ve dereler yerine sokaklarda birikmesini tetikledi; ayrıca yağışın kısa sürede yoğun olarak düşmesi, drenaj sistemlerinin kapasitesini aştı.
Soru: Gelecek yıllarda benzer sel risklerini azaltmak için hangi somut adımlar atılmalı?
Derelerin doğal yataklarını korumak, yeni yapılaşmalarda permeabel zemin kullanmak, yağmur suyu toplama ve depolama altyapısını genişletmek, riskli bölgelerde erken uyarı sistemleri kurmak ve belediye bütçesinden sel önleme projelerine öncelik vermek gerekir.
Kaynak / Ajans: Bbc
📰
Haber Kaynağı / Ajans:
Bbc