İstanbul’da 14 Ekim günü etkili olan ve meteorolojik ölçüm geçmişinin en yüksek seviyelerine ulaşan şiddetli sağanak, kentin birçok noktasında sele dönüşerek can ve mal kayıplarına yol açtı. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin açıkladığı verilere göre metrekareye 272 kilogram yağışın kaydedildiği felakette en az dört kişi hayatını kaybederken, su baskınlarına kapılan kayıp yurttaşları arama ve kurtarma çalışmaları aralıksız sürdürülüyor. Binlerce mesken ve yüzlerce iş yerinin su altında kaldığı afette, kentin ana arterleri ile dere havzalarında ulaşım durma noktasına geldi.
Ortaya çıkan yıkım tablosu, yağış miktarının büyüklüğü kadar megakentin fiziki yapısını, dere yataklarının yapılaşmaya kurban edilmesini ve hızla artan geçirimsiz beton yüzeyleri bir kez daha tartışmaya açtı. Uzmanlar ve bilimsel modellemeler, gökyüzünden inen rekor su kütlesinin afete dönüşmesinde en temel payın kentsel tasarım hataları ve yetersiz drenaj altyapısı olduğuna işaret etti.
- Kritik Gelişme: Beykoz’da metrekareye düşen 272 kilogramlık yağış, Meteoroloji Genel Müdürlüğü ve Kandilli Rasathanesi’nin tarihi zirvelerini geride bırakarak kayda geçti.
- Resmi Veri / Açıklama: Felaket neticesinde en az dört can kaybı yaşandı; yüzlerce iş yeri ile binlerce konut taşkın suları altında kaldı.
- Süreç / Sonraki Adım: Uzmanlar, dere yataklarının üzerini kapatan betonarme mühendislik yaklaşımlarının terk edilmesini ve drenaj sistemlerinin simülasyonlarla yeniden projelendirilmesini acil önlem olarak masaya yatırdı.
Rekor Yağışın Anatomisi: 272 Kilogram Ne Anlama Geliyor?

İstanbul’a düşen yağış miktarının yarattığı yıkımı kavramak için meteorolojik geçmişe ve hidrolojik ölçütlere bakmak somut veriler sunuyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) arşivlerinde megakentin daha önceki günlük yağış rekoru, 17 Ekim 1985 tarihinde Şile’de metrekareye 199,3 kilogram olarak kayda geçmişti. Kandilli Rasathanesi’nin 1911 yılına kadar uzanan asırlık kayıtlarında ise en yüksek değer, 20 Temmuz 1951’de metrekareye 165,8 kilogram olarak belgelenmişti. 14 Ekim günü Beykoz’da ölçülen 272 kilogramlık değer, İstanbul’un yıllık ortalama yağışının yaklaşık 660 kilogram olduğu göz önüne alındığında, yıllık toplamın neredeyse üçte birinin tek bir günde toprağa indiğini somut verilerle ortaya koydu.
Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, kamuoyunda sıklıkla telaffuz edilen birimlerin fiziksel karşılığını berrak bir kıyaslamayla aktardı. Yavaşlı, kenarları birer metre olan cam bir hazneye dökülen bir kilogram suyun yüksekliğinin bir milimetreye denk geldiğini vurgulayarak, Beykoz ölçeğindeki 272 kilogramlık yağışın düz bir zeminde suyun tek başına 27,2 santimetre yükselmesi manasını taşıdığını kaydetti. Ancak doğanın dengesi ile kentin topoğrafyası birleştiğinde durum düz bir çizgide ilerlemedi.
Topografya, Hapsedilen Dereler ve Geçirimsiz Yüzeyler
İngiltere Newcastle Üniversitesi’nde Aşırı Hava Olayları ve İklim Değişikliği alanında çalışmalar yürüten Dr. Abdullah Kahraman, toplam yağış hacmi kadar yağışın şiddetinin ve düştüğü yüzeyin niteliğinin afetin boyutunu belirlediğinin altını çizdi. Yağışın bir saatten kısa bir zaman diliminde yoğunlaşması halinde, suyun toprak tarafından emilemediği ve derhal yüzey akışına geçtiği vurgulandı. Kahraman, 27 santimetrelik saf yağış kalınlığının; eğimli topoğrafya, dar vadiler ve su geçirmeyen beton kaplamalar nedeniyle toplanma merkezlerinde metrelerce derinliğe ulaşan taşkın dalgalarına dönüştüğünü aktardı.
İstanbul’un geçirimsiz yüzey oranındaki kontrolsüz genişleme bilimsel araştırmalarla tescillendi. Uydu verilerini temel alan 2014 tarihli kapsamlı bir araştırma, 1987 yılında kentin yalnızca Fatih, Kadıköy ve Zeytinburnu ilçelerinde yüzeyin yüzde 70’ten fazlasının asfalt ve beton gibi yapay malzemelerle kaplı olduğunu gösteriyordu. 2011 yılına gelindiğinde ise bu gruba Bakırköy, Bahçelievler, Bağcılar, Güngören, Beşiktaş, Üsküdar, Şişli ve Beyoğlu’nun da eklenmesiyle geçirimsiz ilçe sayısı neredeyse dört katına çıktı.
Marmara Üniversitesi’nin 2025 yılında yayımladığı İstanbul Yeşil Kent Endeksi çalışması da geçirimsiz yüzey yoğunluğu ile taşkın riski altındaki yerleşim dokuları arasındaki doğrusal bağı ortaya koydu. Güngören, Kağıthane, Bahçelievler ve Zeytinburnu taşkın riski listesinde üst sıralarda yer alırken; Şile ve Beykoz gibi görece daha az geçirimsiz yüzeye sahip bölgelerde dahi aşırı yağış yükünün doğrudan taşkınlara sebebiyet verdiği kayda geçti.
Doç. Dr. Yavaşlı, özellikle güney yamaçlar ve eski dere yataklarındaki çarpık yapılaşmaya işaret ederek sahadaki gerçekliği çarpıcı örneklerle özetledi: ‘Taşan derelerin adlarına bakmak bile çok şey anlatıyor: Ayazağa Deresi, Kağıthane Deresi, Arnavutköy’de Alibey Deresi, Beykoz’da Riva ve Çamlıbahçe dereleri.’ Ayazağa’da bir yurttaşın yaşamını yitirdiği sokağın adının ‘Dereboyu Caddesi’ olması, kentsel hafızanın coğrafi gerçekleri göz ardı ettiğini belgelerle ortaya koydu. İstanbul’un yaklaşık 2 bin 400 kilometrelik dere ağının yüzde 17’sinin üzerinin betonarme menfezler, tüneller ve kanallarla kapatılarak yer altına hapsedildiği 2015 tarihli verilerle hatırlatıldı.
Olayın Perde Arkası ve Analiz
İstanbul’un yaşadığı her büyük taşkından sonra kamuoyuna sunulan ‘asırların rekoru kırıldı’ söylemi, kusurlu şehircilik pratiklerinin üzerini örten bir kalkana dönüşmemelidir. Doğanın binlerce yılda şekillendirdiği hidrolojik koridorları beton menfezlere hapsetmek, suyun kaçış yollarını devasa binalarla tıkamak ve toprağın nefes alacağı yeşil alanları asfalta boğmak, yağmuru kaçınılmaz bir felakete dönüştürmektedir. Nitekim Dr. Abdullah Kahraman’ın Avrupa ve Akdeniz havzasını kapsayan araştırması, Türkiye’deki sel kaynaklı ölümlerin gelişmiş Batı ülkelerine kıyasla çok daha yüksek oranda evlerin ve bodrum katların içinde gerçekleştiğini kanıtlamaktadır. Bu acı veri, meselenin meteorolojik bir anomali olmaktan ziyade, doğrudan iskân politikaları, denetimsizlik ve yapı güvenliği krizi olduğunu ortaya koymaktadır. Dere yataklarının haritadan silinmesi arazideki akış gerçeğini yok etmemektedir; su eninde sonunda kendi yatağına dönmektedir.
Bilimsel Simülasyonlar ve Altyapı Yatırımlarının Kaçınılmazlığı
Uzmanlar, iklim krizinin tetiklediği aşırı hava olaylarının sıklığı artarken geleneksel altyapı ezberlerinin terk edilmesi gerektiğini savundu. Doç. Dr. Yavaşlı, ‘Şiddetli yağış bir doğa olayıdır ama bunu afete çeviren insan faaliyetidir’ tespitinde bulunarak, derelerin doğal yataklarının acilen rehabilite edilmesi, yüzey kaplamalarında su geçiren malzemelere geçilmesi ve yağmur suyu toplama hatlarının ayrıştırılması çağrısında bulundu.
Dr. Abdullah Kahraman ise gelişmiş ülkelerde uygulanan yüksek çözünürlüklü sel simülasyonlarının Türkiye’de de hayata geçirilmesinin zorunlu olduğunu belirtti. İngiltere örneğini aktaran Kahraman, kilometre ölçeğindeki 100 yıllık simülasyon modelleriyle hangi caddede, hangi debideki suyun ne büyüklükte bir drenaj altyapısıyla tahliye edilebileceğinin santim santim hesaplanabildiğini aktardı. Bu ölçekteki mühendislik ve altyapı yatırımlarının ilk etapta yüksek maliyetli görünmesine karşın, meydana gelebilecek can kayıpları ve milyarlarca liralık iktisadi yıkım göz önüne alındığında tek rasyonel seçenek olduğu kaydedildi.
Merak Edilen Sorular ve Yanıtlar
Soru: İstanbul’a düşen 272 kg yağış geçmiş yıllara göre ne ifade ediyor?
Beykoz’da kaydedilen metrekareye 272 kilogramlık değer; MGM’nin 1985 yılındaki 199,3 kg’lık ve Kandilli Rasathanesi’nin 1951 yılındaki 165,8 kg’lık tarihi günlük rekorlarını geride bırakarak kent tarihinin bilinen en yüksek ölçümü olarak kayda geçti.
Soru: Düşen yağmur suyunun hızlıca sele dönüşmesinin temel nedeni nedir?
Yağışın çok kısa bir sürede yoğunlaşmasının yanı sıra, kentin dere yataklarının yüzde 17’sinin beton kutularla yer altına alınması ve birçok ilçede yüzeyin yüzde 70’ten fazlasının asfalt ile beton gibi geçirimsiz malzemelerle kaplı olması suyun toprağa sızmasını engelleyerek yıkıcı yüzey akışını tetiklemektedir.
Soru: Benzer afetlerin önüne geçmek için hangi adımlar atılmalıdır?
Dere koridorlarının açık akışa kavuşturulması, geçirimsiz yüzey oranının sınırlandırılması, modern iklim ve taşkın simülasyonlarına dayalı drenaj sistemlerinin inşa edilmesi ve dere yatağındaki riskli yapılaşmaların tahliye edilmesi gerekmektedir.
Kaynak / Ajans: Bbc
