Yemen’de uluslararası alanda tanınan hükümete bağlı askeri güçlerin ani çöküşü, Ensar Allah (Husi) hareketinin Kızıldeniz ile Aden Körfezi’ni birbirine bağlayan stratejik Babülmendep Boğazı’nda kontrolü sağlamasına yol açtı. Suudi Arabistan’ın bölgede on yılı aşkın süredir yürüttüğü askeri, diplomatik ve ekonomik stratejiler, Eylül 2026’nın ilk günlerinde yaşanan bu hızlı saha kaymasıyla ciddi bir darbe aldı.
İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki baskısı nedeniyle petrol ihracat rotasını Kızıldeniz’e çeviren ve Doğu-Batı Ham Petrol Boru Hattı’na bağımlı hale gelen Riyad yönetimi, bu gelişmeyle jeopolitik olarak en hassas noktasından kıskaca alındı. Boğazın merkezindeki Perim Adası ile kıyı şeridindeki Muha ve Dhubab şehirlerinin Husiler tarafından kontrol altına alınması, Suudi Arabistan’ın ekonomik can damarı olan petrol sevkiyatını doğrudan tehdit eder boyuta ulaştı.
- Kritik Gelişme: Husiler, Babülmendep Boğazı’nın anahtarı konumundaki Perim Adası, Muha ve Dhubab şehirlerini ele geçirerek Suudi Arabistan’a yönelik deniz ablukasını fiilen başlattı.
- Resmi Veri: Suudi ham petrol ihracatının %80’i Asya pazarlarına yöneliyor ve bu sevkiyatın güvenliği doğrudan Babülmendep Boğazı’ndaki istikrara bağlı bulunuyor.
- Süreç ve Sonraki Adım: ABD’nin askeri müdahaleye yeşil ışık yakmaması üzerine Riyad, hem diplomatik yalnızlık hem de gelişmiş Husi teknolojisi karşısında çok cepheli bir savunma ikilemiyle karşı karşıya kaldı.
Kızıldeniz’de Güç Dengesi Değişti: Perim Adası ve Kıyı Şeridi Husilerin Elinde

Eylül ayının başlarında Yemen’in batı kıyılarında yaşanan askeri hareketlilik, bölgedeki dengeleri tamamen değiştirdi. Husi milislerinin başlattığı koordineli taarruz karşısında, uluslararası meşruiyete sahip hükümet güçleri birkaç gün içinde geri çekilmek zorunda kaldı. Ensar Allah hareketi, Yemen’in batı Kızıldeniz kıyı şeridinin büyük bir bölümünü ele geçirerek Babülmendep Boğazı’na kadar ilerledi. Bu ilerleyiş, grubun Suudi Arabistan’a karşı geniş kapsamlı bir deniz ablukası ilan etmesinden yalnızca birkaç hafta sonra kayda geçti.
Riyad’daki Körfez Uluslararası Forumu’ndan Dr. Aziz Alghashian, mevcut durumu “gerçeğe dönen bir kabus” olarak nitelendiriyor. Alghashian, “Suudi Arabistan’ın ekonomik can damarı olan petrol ihracatı ciddi şekilde sekteye uğruyor. Bundan daha ciddi bir senaryo hayal etmek oldukça güç” değerlendirmesinde bulundu. Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik riskleri nedeniyle Kızıldeniz’deki Yanbu limanına petrol taşımak için Doğu-Batı Ham Petrol Boru Hattı’na bağımlılığı artan Riyad için Babülmendep, hayati bir geçiş noktası konumunda yer alıyor. OPEC verilerine göre Suudi ham petrol ihracatının %80’e yakın bir kısmının Asya pazarlarına yönelik olması, bu boğazın stratejik değerini daha da artırıyor.
Asimetrik Güçten Teknolojik Orduya: Husilerin Yapay Zeka Kapasitesi
2015 yılında Suudi Arabistan öncülüğünde kurulan Yemen’de Meşruiyeti Yeniden Sağlama Koalisyonu, yıllar boyunca binlerce hava saldırısı düzenlemesine rağmen Husilerin askeri gelişimini engelleyemedi. Birleşmiş Milletler raporlarına göre, çatışmalarda bugüne kadar 150 binden fazla insan hayatını kaybetti, 4,8 milyon kişi yerinden edildi ve nüfusun yarısına tekabül eden 19,5 milyon insan insani yardıma muhtaç hale geldi. 2022 yılındaki ateşkesin ardından yaşanan sükunet dönemi, Husilerin askeri ve örgütsel kapasitelerini sessizce geliştirdikleri bir hazırlık evresi oldu.
Cambridge Üniversitesi’nden Dr. Elisabeth Kendall, Husilerin ulaştığı askeri seviyeyi şu sözlerle açıklıyor: “Bugün karşımızda duran yapı yalnızca deneyimli, disiplinli ve örgütlü bir hareket değil; aynı zamanda mesajlaşma ve hedefleme alanlarında yapay zeka gibi gelişmiş teknolojilerden de aktif şekilde yararlanan bir aktör.” ABD ve Suudi yetkililer, İran’ı Birleşmiş Milletler silah ambargosunu ihlal ederek Husilere insansız hava araçları, seyir füzeleri ve balistik füzeler sağlamakla suçluyor. İran bu iddiaları reddederek desteğin yalnızca siyasi düzeyde olduğunu savunsa da, İtalyan Uluslararası Siyasi Çalışmalar Enstitüsü, Tahran’ın Yemen’de yerel İHA üretim tesisleri kurulmasına yardımcı olduğunu belgelerle ortaya koyuyor. West Point Terörle Mücadele Merkezi ise Lübnan Hizbullahı’nın sahada aktif askeri danışmanlık sağladığına işaret ediyor.
Riyad-Washington Hattında Güvenlik Çatlağı ve Diplomatik Çıkmaz
ABD’nin Yemen politikalarındaki zikzaklar, bölgedeki güvenlik boşluğunu derinleştiren en önemli etkenlerden biri oldu. Biden yönetimi Ocak 2021’de Husileri yabancı terör örgütleri listesinden çıkarırken, 22 Ocak 2025’te göreve gelen Donald Trump bu kararı yeniden yürürlüğe koydu. Ancak ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Washington’ın Perim Adası’nın kontrolü konusundaki endişelerini dile getirirken, Husi milisleriyle doğrudan görüşmeler yürüttüklerini de kamuoyuna açıkladı.
Askeri diplomasideki asıl kırılma ise 14 Eylül’de yaşandı. ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, Suudi Arabistan’a giderek Veliaht Prens Muhammed bin Salman ile bir araya geldi. Amerikan basınında yer alan bilgilere göre, Prens Salman’ın Trump ile yaptığı iki telefon görüşmesinde Husilere karşı doğrudan askeri müdahale yetkisi talep ettiği, ancak bu talebin Washington tarafından geri çevrildiği bildirildi. Dr. Alghashian bu durumu, “Suudiler artık yalnızca ABD’ye güvenemeyeceklerinin farkındalar. Bu durum, iki ülke arasındaki güvenlik ilişkisindeki hayal kırıklığının temelini oluşturuyor” sözleriyle özetliyor.
Saha dinamikleri ise gerilimi tırmandırmaya devam ediyor. 11 Eylül’de Irak’ın güneyinden fırlatıldığı düşünülen İHA’ların Doğu-Batı Ham Petrol Boru Hattı’nı vurması sonucu Suudi Enerji Bakanlığı faaliyetleri geçici olarak askıya almak zorunda kalmıştı. Chatham House’dan Farea Al-Muslimi, Yemen’in zorlu topoğrafyası, aşiret yapısı ve güçlü bir iç müttefikin bulunmayışı nedeniyle Suudi Arabistan için yeni bir askeri müdahalenin neredeyse imkansız olduğunu savunuyor. Riyad yönetimi, bir yandan egemenliğini koruma hakkını vurgularken, diğer yandan küresel deniz ticaretinin güvenliği için uluslararası koalisyonları harekete geçirmeye çalışıyor.
Olayın Perde Arkası ve Analiz
Suudi Arabistan’ın on yıllık Yemen stratejisi, Babülmendep’teki bu son gelişmeyle birlikte büyük bir revizyon ihtiyacıyla karşı karşıya kalmıştır. Husilerin asimetrik bir milis gücünden, yapay zeka destekli hedefleme yapabilen ve kritik deniz geçişlerini kontrol eden düzenli bir ordu kapasitesine ulaşması, bölgesel güvenlik mimarisini kökten sarsmıştır. Riyad’ın Washington’dan beklediği askeri güvenceleri alamaması, Suudi dış politikasında çok kutuplu arayışları hızlandırabilir. Karşılık vermemenin yaratacağı zafiyet ile yeni bir askeri bataklığa girmenin getireceği yıkım arasında sıkışan Suudi diplomasisi, önümüzdeki dönemde askeri tırmanış yerine rasyonel tavizler içeren zoraki bir uzlaşı arayışına girmek durumunda kalabilir.
Merak Edilen Sorular ve Yanıtlar
Soru: Babülmendep Boğazı’nın Husilerin kontrolüne geçmesi küresel ekonomiyi nasıl etkiler?
Babülmendep Boğazı, küresel petrol taşımacılığı ve Doğu-Batı ticaret rotasının en kritik geçiş noktalarından biridir. Suudi petrol ihracatının büyük kısmının bu rotayı kullanması nedeniyle, olası bir abluka küresel enerji fiyatlarında ani yükselişlere ve tedarik zinciri krizlerine yol açabilir.
Soru: ABD, Suudi Arabistan’ın askeri müdahale talebini neden reddetti?
Washington, bölgede doğrudan yeni bir askeri çatışmanın içine çekilmek istemiyor. Trump yönetiminin önceliği doğrudan askeri angajman yerine yaptırımlar ve arka kapı diplomasisiyle Husileri sınırlandırmak olduğundan, Riyad’ın kapsamlı operasyon taleplerine mesafeli yaklaşılıyor.
Kaynak / Ajans: Bbc
