Yemen’de uluslararası alanda tanınan hükümet birliklerinin Eylül ayı başında ani bir çöküş yaşaması, Kızıldeniz ile Aden Körfezi’ni birbirine bağlayan stratejik Babülmendep Boğazı’nda dengeleri kökünden değiştirdi. Ensar Allah (Husi) güçlerinin Kızıldeniz kıyı şeridinde hızla ilerleyerek kritik geçitleri ve su yolunun kalbindeki Perim Adası’nı kontrol altına alması, Suudi Arabistan’ın on yılı aşkın süredir bölgede yürüttüğü askeri, diplomatik ve ekonomik stratejiyi büyük bir açmaza soktu.
İran’ın Şubat ayı sonlarında Hürmüz Boğazı’nı trafiğe kapatmasının ardından petrol ihracatının büyük kısmını Doğu-Batı Ham Petrol Boru Hattı üzerinden Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı’na kaydıran Riyad yönetimi, şimdi de Asya pazarlarına yönelik sevkiyatının %80’ini riske atan doğrudan bir deniz ablukası ve güvenlik tehdidiyle yüzleşiyor. Sahadan gelen son veriler, Husi milislerinin enerji altyapılarına yönelik füzeli ve insansız hava araçlı saldırılarını artırdığını somut şekilde ortaya koyuyor.
- Kritik Gelişme: Husi güçleri Muha, Dhubab ve stratejik Perim Adası’nı ele geçirerek Babülmendep Boğazı’nda denetimi sağladı.
- Resmi Veri / Açıklama: Suudi ham petrol ihracatının %80’i Asya’ya yapılıyor ve sevkiyatın can damarı Babülmendep geçidine bağımlı durumda.
- Süreç / Sonraki Adım: Washington’ın doğrudan askeri müdahale talebini geri çevirmesi üzerine Riyad, güvenlik stratejisini tek başına revize etme ikilemiyle baş başa kaldı.
Sahadaki Hızlı Çöküş ve Stratejik Kayıplar
Husi güçleri, son iki hafta içerisinde boğaza açılan kritik noktalar olan Muha ve Dhubab şehirlerindeki hükümet mevzilerini ele geçirerek ilerleyişini sürdürdü. Bölgedeki dengeleri değiştiren asıl hamle ise su yolunun kontrol noktası konumundaki Perim Adası üzerinde hakimiyet kurulması oldu. Başkent Sana merkezli yönetimleriyle kuzey Yemen’in büyük kısmını elinde tutan Husiler, böylece Suudi Arabistan’ın ekonomik ve askeri güzergahlarını doğrudan baskı altına alabilecek konuma ulaştı.
Suudi Arabistan öncülüğünde 2015 yılında kurulan Koalisyon güçlerinin yıllardır sürdürdüğü askeri harekatlar, bugün gelinen noktada kalıcı bir sonuç üretmekten uzak kaldı. Çatışmalarda 150 binden fazla insanın yaşamını yitirdiği, 4,8 milyon kişinin yerinden edildiği ve 19,5 milyon kişinin insani yardıma muhtaç hale geldiği verilerle kayda geçti. 2022’deki ateşkesin ardından yaşanan sükunet dönemi, Husilerin yapay zeka destekli hedefleme ve iletişim teknolojileriyle askeri kapasitelerini artırmasıyla son buldu.
Cambridge Üniversitesi’nden Dr. Elisabeth Kendall, Husilerin organizasyonel yapısındaki değişimin altını çizdi. Kendall, örgütün yalnızca disiplinli ve deneyimli bir askeri güce dönüşmekle kalmayıp, aynı zamanda gelişmiş teknolojileri sahada etkin biçimde kullandığını vurguladı. Nitekim 11 Eylül’de Irak topraklarından fırlatıldığı tespit edilen insansız hava araçlarının Doğu-Batı Ham Petrol Boru Hattı’nı vurması sonucu Suudi Enerji Bakanlığı hat üzerindeki operasyonları geçici olarak durdurmak zorunda kaldı.
İran Etkisi, ABD Diplomasi Trafiği ve Washington’ın Tutumu
Riyad ve Washington hatlarında İran’ın Husi milislerine BM silah ambargosunu ihlal ederek seyir füzeleri, balistik füzeler ve İHA sistemleri sağladığı altı çizilen hususlar arasında yer alıyor. Tahran yönetimi bu iddiaları reddederek desteğin yalnızca siyasi boyutta kaldığını savunsa da, uluslararası analiz kuruluşları İran’ın Yemen’de yerel İHA üretim tesisleri kurulmasına öncülük ettiğini ve Lübnan Hizbullahı’nın askeri danışmanlık sağladığını belgelerle ortaya koydu.
Chatham House uzmanlarından Farea Al-Muslimi, Babülmendep’teki bu askeri varlığın Tahran’ın Washington karşısındaki pazarlık gücünü doğrudan artırdığına işaret etti. Öte yandan ABD iç siyasetindeki gelgitler de süreci etkiledi. Biden döneminde terör örgütü listesinden çıkarılan Husiler, 22 Ocak 2025’te Başkan Donald Trump tarafından yeniden Yabancı Terör Örgütü (FTO) statüsüne alındı. Buna karşın ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Washington’ın Husilerle doğrudan temas kurduğunu ve Perim Adası’ndaki gelişmelerden tedirginlik duyduğunu açıkça dile getirdi.
14 Eylül’de ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ın Suudi Arabistan’a giderek Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile görüşmesi diplomasi trafiğini hızlandırdı. Ancak uluslararası basına yansıyan bilgilere göre Veliaht Prens’in Trump ile yaptığı görüşmelerde talep ettiği doğrudan ABD askeri müdahalesi onay görmedi. Washington’ın çekimser tutumu, Riyad’ın Amerikan güvenlik garantilerine olan güvenini derinden sarstı.
Olayın Perde Arkası ve Analiz
Riyad’ın karşı karşıya olduğu denklem, klasik bir askeri operasyonla çözülebilecek sınırları çoktan aşmış durumda. 2015-2022 arasındaki geniş çaplı hava harekatlarının beklenen neticeyi verememiş olması, bugün Husilerin elindeki gelişmiş füze ve İHA kapasitesiyle birleştiğinde Riyad için maliyeti son derece yüksek bir tablo ortaya çıkarıyor. ABD’nin doğrudan bir sıcak çatışmaya girmekten kaçınması ve Trump yönetiminin askeri güç kullanma talebini geri çevirmesi, Suudi Arabistan’ın uzun yıllardır dayandığı ‘Amerikan güvenlik şemsiyesi’ illüzyonunu parçaladı. Husiler ise taktiksel bir esneklikle küresel ticaret gemilerini doğrudan hedef almadıklarını ilan ederek uluslararası bir koalisyonun hedefine girmekten kaçınıyor, baskıyı doğrudan Suudi Arabistan üzerinde yoğunlaştırıyor. Gelinen noktada Riyad, ya Husi yönetimini fiilen muhatap alarak diplomatik bir tavize zorlanacak ya da enerji altyapısını sürekli bir tehdit altında tutma riskini göze alacak.
Riyad’ın Karmaşık İkilemi ve Bölgesel Yansımalar
Körfez Uluslararası Forumu’ndan Dr. Aziz Alghashian, Suudi Arabistan’ın izolasyondan ziyade aşırı yük altında ezildiğini ve birden fazla krizle aynı anda mücadele etmek mecburiyetinde kaldığını masaya yatırdı. Alghashian, petrole dayalı ekonomik modelin Kızıldeniz’e kilitlendiği bir dönemde yaşanan aksamaların Suudi vizyon projelerine doğrudan zarar verebileceğini ifade etti.
Husi sözcüsü Muhammed Abdulsalam ise yayımladığı mesajlarda uluslararası seyrüsefer güvenliğini tehdit etmediklerini, operasyonların Suudi Arabistan’ın Yemen’e uyguladığı ablukayı kaldırması ve hava saldırılarını durdurması halinde sona ereceğini iddia etti. Buna karşın uzmanlar, Yemen’in sarp dağlık topoğrafyası, kabile yapısı ve güçlü bir iç müttefikin bulunmayışı sebebiyle kara harekatının imkansıza yakın olduğunu değerlendiriyor. Riyad yönetimi için harekete geçmeyi ertelemek stratejik maliyetleri artırırken, tek taraflı bir askeri hamle büyük riskler barındırıyor.
Merak Edilen Sorular ve Yanıtlar
Soru: Babülmendep Boğazı Suudi Arabistan için neden bu kadar kritik?
Hürmüz Boğazı’nın kapalı olması sebebiyle Suudi Arabistan petrol ihracatını Doğu-Batı boru hattıyla Kızıldeniz’e kaydırdı. Asya pazarlarına giden Suudi ham petrolünün yaklaşık %80’i Babülmendep Boğazı’ndan geçmek mecburiyetindedir.
Soru: ABD’nin Suudi Arabistan’ın askeri müdahale talebine yanıtı ne oldu?
Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın ABD Başkanı Donald Trump’tan Husilere karşı askeri müdahale yetkisi istediği, ancak bu talebin Trump tarafından reddedildiği basına yansıdı. ABD yetkilileri doğrudan temasları sürdürse de sıcak çatışmaya girmekten imtina ediyor.
Kaynak / Ajans: Bbc
