Yemen’de Suudi Arabistan destekli hükümet güçlerinin ani çöküşüyle birlikte stratejik Babülmendep Boğazı’nda kontrolü ele geçiren Husi milisleri (Ensar Allah), Riyad yönetiminin milyarlarca dolarlık enerji ve güvenlik stratejisini ciddi bir açmaza sürükledi. Eylül ayı başlarında Yemen’in batı kıyılarındaki Muha ve Dhubab gibi kritik şehirleri ele geçiren ve Perim Adası’ndaki hakimiyetini pekiştiren Husiler, Suudi Arabistan’ın petrol ihracatının can damarı olan Kızıldeniz güzergahını abluka altına alarak bölgesel dengeleri tamamen değiştirdi.
İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki baskısı sebebiyle ihracat rotasını Kızıldeniz’deki Yanbu limanına kaydıran ve Doğu-Batı Ham Petrol Boru Hattı’na bağımlı hale gelen Riyad yönetimi, bu son hamleyle en hassas noktasından darbe aldı. Washington ile askeri iş birliği zemini arayan fakat Beyaz Saray’dan beklediği doğrudan askeri müdahale onayını alamayan Suudi Arabistan, hem sahada hem de küresel enerji piyasalarında yalnızlaşma riskiyle karşı karşıya kaldı.
- Kritik Gelişme: Husi milisleri, Babülmendep Boğazı’na hakim Muha ve Dhubab şehirleri ile stratejik Perim Adası’nı ele geçirerek Suudi Arabistan’a yönelik deniz ablukasını fiiliyata döktü.
- Ekonomik Tehdit: Suudi ham petrol ihracatının yüzde 80’i Asya pazarlarına yönelik olup, Hürmüz Boğazı’ndaki risklerin ardından Doğu-Batı Ham Petrol Boru Hattı ve Kızıldeniz rotası Riyad’ın tek açık can damarı konumundaydı.
- Süreç ve Çıkmaz: Riyad’ın ABD’den talep ettiği doğrudan askeri müdahale talebi Başkan Trump tarafından reddedilirken, Husilerin yapay zeka entegrasyonlu füze ve İHA teknolojileri bölgedeki askeri denklemi zorlaştırıyor.
Kızıldeniz’de Güç Dengesi Değişiyor: Muha ve Dhubab’ın Düşüşü

Yemen’de yaklaşık on yıldır devam eden iç savaşta Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun milyarlarca dolarlık askeri yatırımı ve diplomatik girişimleri, Eylül 2026 itibariyle çok kısa bir sürede büyük bir sarsıntı yaşadı. Yemen’in uluslararası alanda tanınan hükümetine bağlı askeri birliklerin Husi taarruzları karşısında tutunamayarak geri çekilmesi, Kızıldeniz ile Aden Körfezi arasındaki en kritik geçit olan Babülmendep Boğazı’nı doğrudan Ensar Allah hareketinin kontrolüne bıraktı. Bu durum, milislerin Riyad yönetimine karşı deniz ablukası ilan etmesinden sadece birkaç hafta sonra gerçekleşerek sahaya yansıdı.
Husilerin stratejik Perim Adası’ntaki kontrolü pekiştirmesi, Riyad’ın ekonomik sürdürülebilirliğini doğrudan hedef alan bir ablukaya dönüştü. Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) verilerine göre, Suudi Arabistan’ın ham petrol ihracatının yüzde 80’e yakın bir bölümü Asya pazarlarına gönderiliyor. İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki baskısı nedeniyle ihracatını Kızıldeniz’deki Yanbu limanına ulaştıran Doğu-Batı Ham Petrol Boru Hattı’na yönlendiren Riyad, Babülmendep’in Husi denetimine girmesiyle birlikte alternatif tüm güvenli çıkış yollarını kaybetme tehlikesiyle yüz yüze geldi. Körfez Uluslararası Forumu’ndan Dr. Aziz Alghashian, ekonomik can damarı olan petrol ihracatının sekteye uğramasının Suudi Arabistan için en ciddi kabus senaryosu olduğunu vurguladı.
Teknolojik Dönüşüm ve İran’ın Lojistik Gölgesi
Husilerin bu hızlı ve organize askeri ilerleyişi, sadece geleneksel bir milis gücü olmadıklarını, aynı zamanda gelişmiş savaş teknolojilerini sahaya entegre ettiklerini gösterdi. Cambridge Üniversitesi’nden Dr. Elisabeth Kendall, hareketin sadece disiplinli ve örgütlü yapısıyla değil, aynı zamanda hedef tespiti ve mesajlaşma gibi kritik alanlarda yapay zeka destekli askeri teknolojileri etkin şekilde kullanmasıyla öne çıktığının altını çizdi. Gelişmiş teknolojilerin ve İHA’ların sahada aktif kullanımı, milislerin askeri dönüşümüne dair somut veriler işaret etti. Bu durum, 2015-2022 yılları arasında düzenlenen binlerce hava saldırısına rağmen Husilerin askeri kabiliyetini ne denli artırdığını net bir şekilde ortaya koydu.
ABD ve Suudi yetkililer, Birleşmiş Milletler’in silah ambargosuna rağmen İran’ın Husi güçlerine seyir füzeleri, balistik füzeler ve insansız hava araçları kaçırdığı yönündeki iddialarını yineliyor. Tahran yönetimi bu iddiaları reddederek yalnızca siyasi destek verdiğini savunsa da, İtalyan Uluslararası Siyasi Çalışmalar Enstitüsü’nün raporları İran’ın Yemen genelinde İHA üretim tesisleri kurulmasına doğrudan katkı sağladığını gösteriyor. West Point Askeri Akademisi bünyesindeki Terörle Mücadele Merkezi ise milislerin Lübnan Hizbullahı’ndan kapsamlı askeri eğitim ve stratejik danışmanlık aldığını belgelerle ortaya koyuyor. Chatham House uzmanı Farea Al-Muslimi, Babülmendep’teki bu yeni durumun Tahran’ın ABD ile yürüttüğü bölgesel pazarlıklarda elini hiç olmadığı kadar güçlendirdiğini kaydetti.
Riyad’ın Washington Çıkmazı ve Trump’ın Reddi
Gelişmelerin ardından diplomatik temas trafiği de hız kazandı. ABD’de Donald Trump yönetiminin 22 Ocak 2025’te Husileri yeniden ‘Yabancı Terör Örgütleri’ listesine almasıyla birlikte kriz uluslararası alanda farklı bir hukuki boyut kazandı. Buna rağmen, Washington’ın arka kapı diplomasisi yürüttüğü kayda geçti. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Washington yönetiminin Perim Adası’nın kontrolünün kaybedilmesinden derin endişe duyduğunu ve Husi temsilcileriyle doğrudan görüşmeler gerçekleştirdiklerini teyit etti.
Askeri kanatta ise 14 Eylül’de ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman ile kritik bir zirve gerçekleştirdi. Bu zirvede güvenlik koordinasyonu masaya yatırıldı. Amerikan basın organı CNN’in güvenilir kaynaklara dayandırdığı bilgilere göre, Veliaht Prens Salman’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmelerinde Husi hedeflerine yönelik doğrudan Amerikan askeri müdahalesi talep ettiği ancak bu talebin Trump tarafından geri çevrildiği öğrenildi. Bu durum, Riyad’ın güvenlik mimarisinde ABD’ye olan mutlak bağımlılığını sorgulamasına yol açarken, Dr. Aziz Alghashian, ‘Suudiler artık güvenlik konusunda sadece Amerika’ya güvenemeyeceklerinin farkında’ diyerek bölgedeki derin hayal kırıklığını özetledi.
Olayın Perde Arkası ve Analiz
Riyad yönetimi bugün askeri, lojistik ve diplomatik açıdan tam anlamıyla bir kıskacın içinde bulunuyor. 2015 yılında başlatılan askeri operasyonların yarattığı ağır insani yıkım ve 150 binden fazla can kaybı, askeri yöntemlerin Yemen’de nihai bir çözüm üretmediğini sahaya yansıttı. Ülkenin sarp coğrafi yapısı, güçlü bir yerel müttefikin bulunmayışı ve Husilerin elindeki sofistike füze sistemleri, yeni bir askeri harekatı neredeyse imkansız kılıyor. Öte yandan, askeri olarak sessiz kalmak Riyad’ı her an vurulmaya açık bir hedef haline getiriyor. Nitekim 11 Eylül’de Irak kökenli milisler tarafından Doğu-Batı Ham Petrol Boru Hattı’na düzenlenen İHA saldırısı, Suudi enerji altyapısının ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha kanıtladı. Husiler şimdilik uluslararası denizcilikle doğrudan çatışmaya girmeyerek küresel bir koalisyonun hedefi olmaktan kaçınıyor ve tüm baskıyı Suudi Arabistan üzerine yoğunlaştırıyor. Bu taktiksel hamle, Riyad’ın diplomatik yalnızlığını derinleştirirken, her geçen gün geç kalmanın maliyetini artırıyor.
Merak Edilen Sorular ve Yanıtlar
Soru: Babülmendep Boğazı’nın kontrolünün kaybedilmesi Suudi Arabistan’ı neden bu kadar derinden etkiliyor?
Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik riskleri nedeniyle ham petrol ihracatının büyük kısmını Doğu-Batı Ham Petrol Boru Hattı üzerinden Kızıldeniz’e aktarıyor. Babülmendep Boğazı’nın Husilerin kontrolüne geçmesi, bu petrolün Asya pazarlarına ulaşmasını doğrudan engelleyebilecek bir abluka tehdidi oluşturuyor.
Soru: ABD’nin bu süreçteki askeri ve diplomatik pozisyonu nedir?
ABD yönetimi Husileri terör örgütü listesine almasına ve doğrudan görüşmeler yürütmesine rağmen, Suudi Arabistan’ın talep ettiği doğrudan askeri müdahale yetkisini vermeyi reddetmiştir. Bu durum Riyad’ın savunma stratejilerinde ciddi bir kırılmaya yol açmaktadır.
Kaynak / Ajans: Bbc