Bankacılık sektöründe uzun yıllar görev yapan ve yöneticisinin sistemli psikolojik tacizine (mobbing) maruz kaldığını belirterek yargıya başvuran çalışan hakkında verilen tazminat kararı Yargıtay tarafından onandı. Çalışanların mola sürelerinin saniye saniye takip edilmesi, iletişimlerinin kısıtlanması ve tuvalet izinlerine müdahale edilmesine ilişkin sunulan e-posta kayıtları ile tanık beyanlarını değerlendiren yargı organları, yaşanan süreci ‘psikolojik taciz’ olarak nitelendirdi.
İzmir’deki bir banka şubesinde takım lideri olarak görev yaparken 13 Mart 2020 tarihinde iş akdi feshedilen personelin açtığı davada, yerel mahkemenin manevi tazminat kararı İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi süzgecinden geçerek hukuken kesinleşti. Yüksek Mahkeme; çalışma ortamında yalnızlaştırma, mobbing ve sürekli gözetim iddialarını somut delillerle sabitleyen mahkeme kararına banka yönetimi tarafından yapılan temyiz başvurusunu esastan reddetti.
- Kritik Gelişme: Banka çalışanının mola ve tuvalet sürelerinin takip edilmesi, e-posta ile baskı kurulması mobbing sayılarak manevi tazminat kararı Yargıtay 9. Hukuk Dairesince onandı.
- Resmi Veri / Delil: İzmir 20. İş Mahkemesi, personelin iki kez tuvalete gitmesinin dahi engellenmeye çalışıldığını ve rencide edici e-postalar gönderildiğini tespit etti.
- Süreç / Sonuç: İşverenin ‘küçülme’ gerekçeli fesih iddiası çürütüldü; çalışanın yaşadığı depresyon ve hipertansiyon tedavisi sağlık raporlarıyla dosyaya girdi.
Tuvalet Takibinden İşten Çıkarmaya: Mobbing Sürecinin Anatomisi
Dava dosyasına yansıyan bilgi ve belgelere göre hukuki süreç, 2001 yılından itibaren bankacılık sektöründe mesaisini sürdüren ve 2014 yılında İzmir’de takım lideri konumuna getirilen personelin çalışma hayatındaki değişimle başladı. Birime yeni atanan müdürün göreve başlamasının ardından, davacı çalışana yönelik tutum ve davranışlarda kademeli bir sertleşme yaşandı. Yöneticisinin kendisine yönelik aşağılayıcı, rencide edici ve tehditkar tutum sergilediğini belirten çalışan, bu durumu ilk aşamada bankanın üst yönetimine bildirme yolunu seçti.
Ancak üst yönetime yapılan şikayet başvurusunun ardından iş yerindeki baskı ve psikolojik tacizin boyutu daha da tırmandı. Dava dilekçesinde ve dosya içeriğinde yer alan tespitlere göre, şikayet sonrası personelin mola süreleri adım adım izlenmeye başladı. Diğer çalışanların yararlandığı idari izin haklarından mahrum bırakılan personel, kurum içi toplantılarda hakaretlere maruz kaldı ve çalışma yeri fiziksel olarak değiştirilerek sürekli bir yöneticinin gözetimi altına alındı.
İş yerinde izolasyon stratejisinin uygulandığı süreçte, davanın tarafı olan takım liderinin diğer takım liderleriyle iletişim kurması engellendi ve mesleki yalnızlaştırmaya tabi tutuldu. Yıllar süren bu sistemli baskı ortamı neticesinde sağlık sorunları yaşamaya başlayan çalışan, depresyon ve hipertansiyon teşhisiyle tıbbi tedavi görmek zorunda kaldı. Takvimler 13 Mart 2020 tarihini gösterdiğinde ise banka yönetimi, çalışanın iş sözleşmesini tek taraflı feshetti. İşsiz kalan bankacı; maddi, manevi ve ayrımcılık tazminatı talepleriyle konuyu yargıya taşıdı.
Bankanın ‘Disiplin Soruşturması’ Savunması ve Mahkemenin Fesih Analizi
Davalı banka vekilleri yargılama sürecinde yaptıkları savunmalarda, iş akdinin feshedilme gerekçesini kurumun ve iş yerinin gereksinimlerinden kaynaklanan zorunluluklara bağladı. Banka yönetimi, çalışanın iddiaları üzerine kurum içinde bir disiplin soruşturması yürütüldüğünü, ancak söz konusu incelemede personele yönelik sistemli bir yıldırma (mobbing) davranışının tespit edilmediğini beyan ederek davanın reddedilmesini talep etti.
Davaya bakan İzmir 20. İş Mahkemesi, taraf iddialarını, tanık beyanlarını, yazılı e-posta trafiğini ve hastane raporlarını kapsamlı bir incelemeye tabi tuttu. Mahkeme heyeti yaptığı değerlendirmede, bankanın ‘küçülme’ iddialarını ve fesih gerekçelerini inandırıcı bulmadı. Yapılan incelemelerde, iş sözleşmesinin feshine gerekçe gösterilen küçülme kararı kapsamında bankada başka hiçbir çalışanın işten çıkarılmadığı somut verilerle saptandı. Ayrıca banka yönetimi tarafından, davanın tarafı olan personelin performansının düşük olduğuna ilişkin hiçbir somut delil veya belge de mahkemeye sunulamadı.
E-Posta Yazışmaları Mobbingin Somut Delili Sayıldı
İzmir 20. İş Mahkemesi’nin gerekçeli kararında yer alan en çarpıcı unsurlardan biri, birim içerisindeki elektronik posta yazışmaları ve mola takip uygulamaları oldu. Mahkeme kayıtlarına geçen tespitlerde, çalışanların gün içerisinde tuvalete üst üste iki kez gitmesinin dahi yönetici tarafından sorun edildiği, hatta birim çalışanlarına ‘ishal olunmayacağına’ dair itham edici ifadeler içeren e-postalar yollandığı belgelendi.
Bununla da kalmayıp, davacı personele mola saatlerine ilişkin sürekli uyarı mesajları iletildiği, aynı gün içerisinde birkaç saat sonra molaya çıkan diğer çalışanlara da rencide edici ve itham içeren e-postalar gönderildiği karara yazıldı. Mahkeme; davacının aynı kıdemdeki diğer takım liderlerine kıyasla çok daha ağır bir iş yükü üstlendiğini, masasının değiştirilerek sürekli gözetim altında tutulacak bir noktaya yerleştirildiğini ve yöneticisi tarafından aşağılayıcı muameleye maruz bırakıldığını hükme bağladı.
Mahkeme heyeti; uzun süre rencide edilen, dışlanan, meslektaşlarından soyutlanan ve ilettiği şikayetlere çözüm üretilmek yerine iş akdi sonlandırılan personelin psikolojik tacize uğradığı sonucuna vararak manevi tazminat talebini kabul etti. Davacının maddi tazminat ve ayrımcılık tazminatı talepleri ise reddedildi.
İstinaf Reddedildi, Yargıtay Kararı Oy Birliğiyle Onadı
İzmir 20. İş Mahkemesi tarafından verilen manevi tazminat kararına karşı davalı banka yönetimi istinaf yoluna başvurdu. Dosyayı inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin vakıa tespitlerinde, delil değerlendirmesinde ve hukuki nitelemesinde bir isabetsizlik bulunmadığına kanaat getirerek bankanın istinaf başvurusunu esastan reddetti.
Kararın banka avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin gündemine geldi. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi; tarafların iddia ve savunmalarını, dava dosyasındaki bilgi ve belgeleri, yargılama usullerini ve ilk derece mahkemesinin gerekçesini detaylı biçimde ele aldı. Yüksek Mahkeme, verilen kararın usul ve kanuna uygun olduğu sonucuna vararak yerel mahkeme hükmünü onadı ve hukuki sürece noktayı koydu.
Olayın Perde Arkası ve Analiz
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından onanan bu karar, özellikle kurumsal şirketlerde ve finans sektöründe sıklıkla ‘yüksek performans yönetimi’ veya ‘iş gereksinimi’ adı altında maskelenen mobbing uygulamalarına karşı çok kritik bir içtihat niteliği taşımaktadır. İş yerlerinde mola sürelerinin saniyelerle takip edilmesi, tuvalet gibi en temel insani ihtiyaçların dahi denetim altına alınmaya çalışılması ve çalışanlar arasında ayrımcılık yapılarak bireyin yalnızlaştırılması, Türk İş Hukuku prensipleri çerçevesinde kişilik haklarının ağır ihlali olarak tescillenmiştir.
Hukuki sürecin dikkat çeken en önemli boyutu ise dijital ayak izlerinin ve kurum içi e-posta yazışmalarının ispat yükündeki rolüdür. İşverenlerin veya yöneticilerin ‘iş akışını düzenleme’ kılıfıyla attığı rencide edici ve baskı kurucu e-postalar, mahkemeler nezdinde en somut mobbing delili olarak kabul edilmiştir. Ayrıca, banka yönetiminin üst yönetime yapılan şikayetleri bertaraf etme çabası ve sözde küçülme gerekçesiyle fesihe gitmesi, yargı süzgecinden geçememiştir. Bu karar, kurum içi şikayet mekanizmalarını ciddiye almayan ve çalışanını korumak yerine mobbing uygulayan yöneticiyi koruyan kurumsal yapılar için ciddi bir uyarı niteliğindedir.
Merak Edilen Sorular ve Yanıtlar
Soru: Mahkeme hangi uygulamaları mobbing (psikolojik taciz) delili olarak kabul etti?
Mahkeme; mola ve tuvalet sürelerinin aşırı denetim altına alınmasını, “ishal olunmayacağına” dair gönderilen rencide edici e-postaları, çalışanın masasının gözetim altında tutulacak şekilde değiştirilmesini, diğer çalışanlarla iletişiminin engellenerek yalnızlaştırılmasını ve sağlık raporlarıyla belgelenen depresyon/hipertansiyon tablosunu mobbing delili saymıştır.
Soru: Bankanın ‘küçülme nedeniyle fesih’ savunması neden reddedildi?
İzmir 20. İş Mahkemesi yaptığı incelemede, küçülme gerekçesiyle bahse konu çalışan dışında başka hiçbir personelin işten çıkarılmadığını ve çalışanın performansının düşük olduğuna dair herhangi bir somut belge sunulamadığını tespit ederek bankanın fesih savunmasını geçersiz bulmuştur.
Soru: Yargıtay’ın bu kararı çalışanlar açısından ne anlam ifade ediyor?
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin emsal teşkil eden bu onama kararı, iş yerinde mobbinge maruz kalan çalışanların e-posta yazışmalarını, tanık beyanlarını ve sağlık raporlarını delil göstererek manevi tazminat kazanabileceğini ve keyfi fesihlerin yargıdan döneceğini kanıtlamıştır.
Kaynak / Ajans: Trthaber

