İran’da hayat pahalılığı ve siyasi özgürlük talepleriyle başlayan kitlesel gösteriler sırasında 16 yaşındaki kızı Sevda’yı güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu kaybeden anne Samira, yaşadığı evlat acısının ardından ülkesini terk ederek rejim yetkililerine karşı kapsamlı bir hukuk ve adalet mücadelesi başlattı. Eski bir kozmetik satış elemanı olan Samira, 9 Ocak tarihinde başkent Tahran’ın dış mahallelerinde gerçekleşen eylemlerde kızının göğsünden vurularak yaşamını yitirmesinin ardından yetkililerin uyguladığı baskı ve sansür mekanizmalarını aşmak amacıyla zorlu dağ yollarını aşarak ülke dışına kaçmak zorunda kaldı.
Yaşadığı felaketin ardından rejime karşı tek kişilik bir adalet mücadelesi başlatan acılı anne, gösterileri bastıran Devrim Muhafızları ve Besic milislerinin kimliklerini dijital platformlarda ifşa ederek uluslararası kamuoyunun dikkatini İran’daki insan hakları ihlallerine çekmeyi sürdürüyor. Sürgünde gıyaben ‘moharebeh’ (Tanrı’ya karşı savaş açmak) iddiasıyla idam talebiyle yargılanan ve başına 5 bin dolar ödül konan Samira, kızının hatırasını yaşatmak ve faillerin yargılanmasını sağlamak adına geri adım atmayacağını kayda geçirdi.
- Kritik Gelişme: 16 yaşındaki Sevda, 9 Ocak’ta Tahran’daki gösterilerde bir binanın çatısından açılan keskin nişancı ateşiyle doğrudan kalbinden vurularak hayatını kaybetti.
- Resmi Veri / Açıklama: İranlı makamlar protestolarda ölü sayısını 3 bin olarak açıklarken, insan hakları kuruluşu Hrana ölü sayısının 7 bini aştığını ve neredeyse tamamının sivil göstericiler olduğunu belgeledi.
- Süreç / Sonraki Adım: Sürgündeki anne Samira, gıyabında idam cezası istemiyle yargılanmasına ve başına 5 bin dolar ödül konmasına rağmen faillerin isimlerini sosyal medyada ifşa etmeyi sürdürüyor.
Tahran Sokaklarında Keskin Nişancı Kurşunu ve Morg Dehşeti

Görgü tanıklarının ifadeleri ve saha raporlarıyla belgelenen süreç, 8 ve 9 Ocak tarihlerinde Tahran banliyölerinde tırmanan kitlesel eylemlerle kritik bir aşamaya ulaştı. Mahsa Amini ve Nika Shakarami gibi simge isimleri idol olarak gören 16 yaşındaki Sevda, annesi Samira ile birlikte sürgündeki Rıza Pehlevi’nin çağrısı ve ABD yönetiminden gelen güvenlik garantisi söylemlerinin yarattığı ortamda gösterilere katıldı. Ancak 9 Ocak günü eylem alanındaki güvenlik çemberi daraltıldı ve iddialara göre Devrim Muhafızları ile paramilitar Besic güçleri tarafından alan kordon altına alındı.
Annesinin anlatımlarına göre, bir çöp konteynerinin üzerine çıkarak slogan atan Sevda, sağ taraftaki bir binanın çatısına yerleştirilen keskin nişancı tarafından hedef alındı. Doğrudan kalbine saplanan tek bir mermiyle yere yığılan genç kız, olay yerinde hayatını kaybetti. Kızını hastaneye ulaştırma çabalarının ardından morgda acı bir gerçekle karşılaşan anne Samira, günlerce süren aramanın ardından Tahran’ın en büyük morglarından birinde kızının cansız bedenini üst üste yığılmış diğer üç cesedin altında bulabildi. Sahaya yansıyan tanıklıklar, morgların genç yaştaki protestocuların bedenleriyle dolu olduğunu ve ailelerin cesetleri teslim alabilmek için ağır bürokratik baskılara maruz bırakıldığını altı çizilerek ortaya koydu.
Şehitlik Teklifini Reddedip Dağları Aşarak Sürgüne Uzanan Yol
Cenazenin teslim edilmesi sürecinde rejim yetkilileri, ölümün arkasında güvenlik güçlerinin değil ‘Amerikalı veya İsrailli teröristlerin’ bulunduğuna dair beyanda bulunulmasını şart koştu. Cenaze töreninin ardından mezar taşı yapılmasına ve kabir ziyaretlerine kısıtlama getiren İstihbarat Bakanlığı yetkilileri, olayın 40. gün anma merasiminden hemen önce anne Samira’yı sorguya çekti. Yetkililer, kızının bir Besic mensubu olarak protestocular tarafından öldürüldüğü yönünde yanlış ifade vermesi durumunda aileye ‘şehitlik’ statüsü, ev ve çeşitli maddi imtiyazlar teklif etti.
Çocuğunun kanı üzerinden pazarlık yapmayı kabul etmeyen Samira, anma gününün hemen ardından kaçakçılar vasıtasıyla nehirleri ve sarp dağ yollarını yaya olarak geçerek ülke dışına firar etti. Sürgüne ulaştıktan sonra katliamın detaylarını uluslararası medya organlarına aktaran anne, rejim tarafından gıyabında idam cezası öngören ‘moharebeh’ suçlamasıyla yargılanmaya başlandı. Sevda’nın 17. yaş gününde mezarı başında toplanmak isteyen aile fertleri ve yakınları Devrim Muhafızları’nın baskınıyla gözaltına alınırken, yetkililer mezarın başka bir bölgeye taşınacağı tehdidinde bulundu.
Resmi Söylem ile İnsan Hakları Raporları Arasındaki Derin Uçurum
Olayların uluslararası boyuta taşınması üzerine İran’ın Londra Büyükelçiliği tarafından yapılan resmi bilgilendirmede, meşru ve barışçıl eylemlerin ABD başta olmak üzere dış güçler tarafından silah ve teçhizat temin edilerek sabote edildiği ileri sürüldü. Tahran yönetimi protestolar boyunca hayatını kaybedenlerin sayısını 3 bin civarında gösterip bunların bir kısmının güvenlik görevlisi olduğunu iddia ederken; bağımsız insan hakları örgütü Hrana ise can kaybının 7 bini aştığını ve maktullerin neredeyse tamamının güvenlik güçlerinin müdahalesiyle yaşamını yitiren protestocular olduğunu belgelerle kanıtladı.
Yaşadığı tüm tehditlere ve rejimin destekçileri tarafından başına konan 5 bin dolarlık ödüle rağmen Samira, kızının ölümünden sorumlu tuttuğu güvenlik personelinin ve karar vericilerin isimlerini internet ortamında yayınlamaya devam ediyor. İfşa edilen isimlerden birinin şüpheli şekilde ölü bulunmasının ardından rejim medyası olayla ilgili dokuz kişinin tutuklandığını duyururken, acılı anne adaletin ancak faillerin uluslararası mahkemelerde yargılanmasıyla tecelli edeceğini vurguladı.
Olayın Perde Arkası ve Analiz
İran’da tırmanan kitlesel gösteriler, yalnızca ekonomik krizin değil, toplumsal tabanda biriken derin meşruiyet arayışının sahaya yansıması olarak okunmalıdır. 16 yaşındaki Sevda’nın simgelediği genç kuşak, Mahsa Amini sürecinden bu yana devam eden kadın merkezli direniş kültürünü devralırken; rejimin müdahale konsepti ise orantısız güç ve enformasyon ablukası üzerine şekillenmiştir. Anne Samira’nın sistemli baskılara rağmen yürüttüğü dijital ifşa mücadelesi, İran içinde bastırılan muhalefetin diaspora ve sivil toplum kanallarıyla uluslararası hukuki mekanizmaları zorlama stratejisinin somut bir örneğidir. Şehitlik unvanı veya maddi imtiyaz teklifleriyle suç ortaklığı yaratma çabası, rejimin alan hakimiyetini korumak kadar toplumsal hafızayı silme amacını da masaya yatırmaktadır. Önümüzdeki dönemde bu tür bireysel adalet arayışlarının, uluslararası yaptırım mekanizmaları ve Birleşmiş Milletler insan hakları raporlarında bağlayıcı birer kanıt dosyasına dönüşmesi kaçınılmaz görünmektedir.
Merak Edilen Sorular ve Yanıtlar
Soru: Samira’nın gıyaben yargılandığı ‘moharebeh’ suçlaması ne anlama geliyor?
İran ceza hukukunda ‘moharebeh’, Tanrı’ya karşı savaş açmak anlamına gelen ve doğrudan idam cezasını öngören en ağır dini-hukuki suçlamalardan biridir. Rejim, devlet otoritesine tehdit olarak gördüğü muhalifleri ve sivil eylemcileri sıklıkla bu suçlama kapsamında yargılamaktadır.
Soru: Protestolardaki gerçek can kaybı sayısı hakkında neden farklı veriler bulunuyor?
İran resmi makamları ölü sayısını 3 bin ile sınırlandırıp güvenlik güçlerinin kaybını öne çıkarırken, bağımsız insan hakları örgütü Hrana saha araştırmaları ve belge doğrulamalarıyla can kaybının 7 bini aştığını ve hayatını kaybedenlerin neredeyse tamamının göstericiler olduğunu raporlamıştır.
Soru: Rejim yetkilileri acılı ailelere yönelik nasıl bir strateji izliyor?
Tanıklıklar ve sunulan belgeler, yetkililerin cenazelerin teslimi için aileleri ‘terör’ söylemini kabule zorladığını, anma törenlerini engellediğini ve kamuoyuna konuşmamaları karşılığında ‘şehitlik’ statüsü ile maddi imtiyazlar teklif ederek olayın üstünü kapatmaya çalıştığını göstermektedir.
Kaynak / Ajans: Bbc