Atina yönetiminin Batı Trakya’daki Gümülcine ve İskeçe müftülüklerine beş yıl süreyle doğrudan atama yapması, Türkiye ile Yunanistan hattında diplomatik ve hukuki tartışmaları yeniden ateşledi. Dışişleri Bakanlığı, Yunan makamlarını azınlığın iradesine saygı göstermeye ve seçilmiş meşru müftüleri tanımaya davet ederken, Atina’nın bu dayatmayla bölgedeki din özgürlüğünü doğrudan göz ardı ettiği kayda geçti.
Ocak ayında Dimetoka Müftülüğü’ne yapılan benzer atamanın ardından genişleyen uygulama, Batı Trakya’da yaşayan yaklaşık 150 bin Müslüman Türk azınlığın tepkisini çekerken, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş da Yunan tarafını Lozan Barış Antlaşması hükümlerine uymaya çağırdı. Süreç, bölgesel azınlık hakları ve uluslararası hukuk ilkeleri çerçevesinde diplomatik gündemin üst sıralarına yerleşti.
- Kritik Gelişme: Atina yönetimi, Gümülcine ve İskeçe müftülüklerine 5 yıllık süre için devlet eliyle doğrudan atama gerçekleştirdi.
- Resmi Veri / Açıklama: Türkiye Dışişleri Bakanlığı ve TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Lozan Barış Antlaşması’nı hatırlatarak atamaların meşruiyeti bulunmadığını altını çizerek vurguladı.
- Süreç / Sonraki Adım: Bölge halkı tarafından seçilen İbrahim Şerif ve Mustafa Trampa’nın resmi statüsünün tanınması talebi uluslararası platformlara taşınıyor.
Atama Kararının Detayları ve Ankara’nın Diplomatik Çıkışı
Atina hükümetinin Gümülcine ve İskeçe müftülük makamlarına beş yıllığına bürokratik kararlarla atama yapması, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın temsil hakkına yönelik tartışmaları yeni bir aşamaya taşıdı. Yılın başındaki Dimetoka atamasının devamı niteliğindeki bu adım karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı yazılı bir açıklama yayımlayarak Yunanistan makamlarına çağrıda bulundu. Bakanlık metninde, Yunan idaresinin atanmış müftüleri dayatma teşebbüslerinden vazgeçmesi gerektiği vurgulanarak, Türk azınlığın kendi iradesiyle seçtiği meşru temsilcilerin tanınmasının uluslararası yükümlülüklerin bir gereği olduğu ifade edildi.
Gelişmeye ilişkin değerlendirmesini paylaşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, uluslararası antlaşmaların getirdiği yükümlülükleri hatırlattı. Kurtulmuş, bir toplumun dini temsilcilerini ve ibadet usullerini devlet erki eliyle şekillendirmeye çalışmanın ne evrensel hukuk normlarıyla ne de demokratik ilkelerle bağdaşacağını dile getirdi. Türkiye’nin bu husustaki yaklaşımının Lozan Barış Antlaşması metnine dayandığı hususu bir kez daha kamuoyuna aktarıldı.
Saha Tepkileri ve Uluslararası Antlaşmaların İhlali
Gümülcine, İskeçe ve Dedeağaç kentlerini kapsayan ve yaklaşık 150 bin Müslüman Türk azınlığın yaşadığı Batı Trakya bölgesinde, halkın iradesiyle göreve getirilen İbrahim Şerif ve Mustafa Trampa’nın hukuki statü mücadelesi sürüyor. Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu (ABTTF) Başkanı Halit Habipoğlu, 23 Ekim tarihinde yaptığı açıklamada Yunanistan’ın uyguladığı politikadaki çifte standarda işaret etti. Ülkede tanınan diğer dini cemaatlerin kendi liderlerini belirleme hakkına sahip olduğunu aktaran Habipoğlu, Müslüman Türk azınlığın müftülerinin devlet tarafından tayin edilmesinin açık bir ayrımcılık teşkil ettiğini belirtti.
Seçilmiş İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa ise Oda TV’ye verdiği demeçte, devlet çatısı altında yaşamını sürdüren tüm azınlık gruplara tanınan temel hakların kendilerine de eksiksiz şekilde verilmesi gerektiğini ifade etti. Tarihsel süreç incelendiğinde, Yunanistan’ın 1985 yılına kadar müftü seçimlerinde sandık iradesini esas aldığı, ancak bu tarihten itibaren tek taraflı mevzuat değişiklikleriyle idari atama modeline geçtiği somut verilerle bilinmektedir. Ayrıca Yunanistan yönetiminin, bölgedeki Müslüman topluluğu resmi düzeyde ‘Türk azınlığı’ olarak tanımlamaktan kaçınması, meselenin hukuki boyutunu derinleştiren temel etkenler arasında yer almaktadır.
Olayın Perde Arkası ve Analiz
Yunanistan’ın Batı Trakya’daki müftülük makamlarına yönelik idari tasarrufları, basit bir dini görevlendirme meselesi olmanın ötesinde, Lozan Barış Antlaşması’nın öngördüğü azınlık özerkliği rejimine müdahale niteliği taşımaktadır. 1985 yılına kadar uygulanan seçim sisteminin terkedilerek devlet atamasına geçilmesi, Ege ve Doğu Akdeniz’deki genel Türk-Yunan ilişkilerinin seyrinden bağımsız değerlendirilemez. Ankara’nın kararlı duruşu ve uluslararası metinlere yaptığı atıflar, ETP/AİHM nezdindeki hukuki süreçlerle birleştiğinde, Atina üzerindeki diplomatik baskının önümüzdeki dönemde daha da artacağını göstermektedir. Dini özgürlüklerin kısıtlanması hususu, Avrupa Birliği’nin insan hakları müfretadatı açısından da Atina yönetimi için bir çifte standart tartışması yaratmaya devam edecektir.
Tarihsel Arka Plan ve Lozan Barış Antlaşması Dengesi
Başmüftülük ve müftülük seçimleri, iki komşu ülke arasında onlarca yıldır devam eden en temel fikir ayrılıklarından biri durumunda. Lozan Barış Antlaşması ve ilgili ikili protokoller, Müslüman azınlığın dini kurum yöneticilerini kendilerinin seçmesini hüküm altına alıyor. Buna karşın Yunanistan resmi kanallarının, azınlığın etnik kimliğini reddederek meseleyi yalnızca idari bir dini tasarruf olarak konumlandırma çabası, sahada toplumsal huzursuzluğu ve hukuki belirsizliği körüklüyor. Bölge halkının kendi seçtiği müftülere olan bağlılığı sürerken, atanmış müftülerin meşruiyet sorunu uluslararası platformların da gündemine taşınıyor.
Merak Edilen Sorular ve Yanıtlar
Soru: Yunanistan Batı Trakya’da neden atama yöntemi uyguluyor?
Yunanistan, 1985 yılından bu yana mevzuat değişiklikleriyle müftüleri devlet memuru statüsünde atama yolunu tercih etmekte ve azınlığın seçim iradesini kabul etmemektedir.
Soru: Türkiye’nin ve azınlığın bu konudaki hukuki dayanağı nedir?
Türkiye ve Batı Trakya Türk azınlığı, Lozan Barış Antlaşması ve ilgili uluslararası sözleşmeler uyarınca dini liderlerin cemaatin oylarıyla seçilmesi gerektiğini savunmaktadır.
Kaynak / Ajans: Bbc