Hükümetin makroekonomik yol haritasını çizen yeni Orta Vadeli Program (OVP), büyüme hedefinden ödün vermeden enflasyonu düşürme iddiasını sürdürürken, revize edilen kur, cari açık ve enflasyon tahminleriyle ekonomideki acı reçetenin faturasını bir kez daha ertelediğini ortaya koydu. 7 Eylül 2026 tarihi itibarıyla kamuoyuyla paylaşılan yeni program, siyasi otoritenin büyüme ve istihdamı koruma refleksini net bir şekilde yansıtırken, Merkez Bankası’nın dezenflasyon sürecindeki hareket alanının sınırlarını da belgelerle ortaya koydu.
Cumhurbaşkanlığı tarafından açıklanan yeni makroekonomik hedeflerde, büyüme oranlarında son derece sınırlı bir aşağı yönlü revizyon yapılırken; enflasyon, kur ve cari açık tahminlerindeki yukarı yönlü sert düzeltmeler öne çıktı. Eski programda yer alan tek haneli enflasyon hedefinin kâğıt üzerinde dahi iki yıl ötelenmesi ve cari açık hedefinin 2026 yılı için iki katından fazla artırılarak 47,5 milyar dolara yükseltilmesi, büyümeden vazgeçilmeden enflasyonun düşürülemeyeceği gerçeğini bir kez daha masaya yatırdı.
- Kritik Gelişme: 2026 yılı büyüme hedefi %3,8’den %3,3’e revize edilirken, cari açık beklentisi iki katından fazla artarak 47,5 milyar dolara fırladı.
- Resmi Veri / Açıklama: Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, enflasyon tahminlerindeki yukarı yönlü güncellemeleri ‘maliye politikasıyla eşgüdümün’ bir sonucu olarak izah etti.
- Süreç / Sonraki Adım: 2027 yılı itibarıyla değerli TL politikasından vazgeçileceğine işaret eden zımni Dolar/TL kuru hedefi sırasıyla 56,1 ve 63,7 seviyelerine yükseltildi.
Büyüme Tercihi ve Enflasyon Sınırları: Yeni OVP’nin Rakamları Ne Söylüyor?

Eski programda 2026 yılı için %3,8, 2027 yılı için %4,3 ve 2028 yılı için %5,0 olarak belirlenen büyüme hedefleri, yeni programda sırasıyla %3,3, %4,2 ve %4,6’ya çekildi. Ortalama 0,3 puanlık bu sınırlı geri adım, siyasi iktidarın büyüme ve istihdamı koruma konusundaki kırmızı çizgisini muhafaza ettiğini gösteriyor. Buna karşılık, aynı üç yıllık dönem için enflasyon hedefleri sırasıyla %12,4, %12,0 ve %5,5 puan yukarı taşındı. Enflasyon patikasının hem daha yukarı hem daha sağa kayması, dezenflasyon sürecinin faturasının büyüme yerine fiyat istikrarına kesildiğini somut verilerle işaret etti.
İşsizlik tarafında da korumacı mantık kendisini hissettiriyor. 2026 yılı için daha önce %8,4 olarak öngörülen işsizlik oranı, yeni programda %8,1’e düşürülerek istihdam odaklı yaklaşımın sürdürüleceği mesajı verildi. En geç 2028’de seçimlerin beklendiği bir takvimde iktidarın büyüme ve istihdam hedeflerini aşağı çekmek istememesi rasyonel bir siyasi refleks olarak değerlendirilse de, dezenflasyon sürecinin önceliklendirilmemesi yapısal bir sorun olarak varlığını koruyor. Güçlü bir sermaye girişi ya da yüksek bir merkez bankası kredibilitesi olmadan, büyümeden feragat etmeden enflasyonun düşmeyeceği gerçeği bir kez daha sahaya yansıdı.
Kur Politikası ve Cari Açıkta Kalıcı Bozulma Sinyalleri
Yeni OVP’nin en çarpıcı revizyonlarından biri döviz kuru tahminlerinde yaşandı. Zımni Dolar/TL kuru patikası 2027 yılından itibaren belirgin şekilde yukarı yönlü güncellendi. Eski programda 2027 yılı için 50,7 TL olan kur tahmini yeni programda 56,1 TL’ye, 2028 yılı için ise 53,8 TL’den 63,7 TL’ye yükseltildi. Bu durum, 2025-2026 döneminde uygulanan reel değerli TL politikasından 2027 yılı itibarıyla büyük ölçüde vazgeçileceğinin sinyalini veriyor. Kur artışı ile enflasyonun aynı hızda seyretmeye başlaması, birikmiş değerlenmenin geri alınmadan kalıcılaşacağını gösteriyor.
Ancak reel değerlenmeden vazgeçilmesinin yaratacağı ek enflasyonist risklerin OVP’nin enflasyon düşüş hedefleriyle nasıl bağdaşacağı ciddi bir tutarsızlık olarak masaya yatırıldı. İthalatın ucuzlaması ve ihracatın pahalılaşmasıyla baskılanan dış ticaret dengesi, cari açık hedeflerine de yansıdı. 2026 yılı cari açık hedefi, eski programdaki beklentinin iki katından fazla bir artışla 47,5 milyar dolara yükseltilerek kalıcı bir genişlemeye işaret etti. TL’nin enflasyonun gerisinde kalacak şekilde değer kaybetmesi, faturanın geçici değil kalıcı biçimde cari dengeye kesilmesine yol açtı.
Merkez Bankası’nın Sınırları ve İletişim Stratejisi
Programın ana metninde, 2026 yılı büyüme hedefindeki %0,5’lik ufak sapmanın nedenleri üç temel unsura bağlandı: Şubat ayında patlak veren ABD/İsrail-İran savaşının tetiklediği dış talep zayıflığı, küresel ticaretteki yavaşlama ve sıkı finansal koşullar. Hükümet bu düşüşü bilinçli bir ‘dezenflasyon için büyümeden feragat’ tercihi olarak değil, dışsal şoklara verilen zorunlu bir tepki olarak konumlandırıyor. Nitekim 2027’de büyümenin yeniden %4,2’ye çıkarılması eski patikaya hızlı bir dönüş arzusunu doğruluyor.
Sürecin para politikası ayağında ise Merkez Bankası’nın (TCMB) hareket alanı dikkatle incelenmeli. 13 Ağustos’taki enflasyon raporu toplantısında 2027 sonrasına dair bir hedef açıklamayan Merkez Bankası, bu kararı OVP’ye devretmişti. OVP sunumunda konuşan Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, 2026 ve sonrası için yapılan yukarı yönlü güncellemeleri ‘maliye politikasıyla eşgüdümün’ bir sonucu olarak nitelendirdi. Bu açıklama, siyasi otoritenin enflasyonu ikinci plana iten büyüme tercihinin ve Merkez Bankası’na tanınan sınırlı alanın zımnen kamuoyuyla paylaşılması olarak kayda geçti. Kredibilitesi zayıf ortamlarda beklentiler hedefe değil geçmiş enflasyona göre şekillendiği için, her ıskalanan hedef bir sonrakine olan inancı zayıflatıyor.
Olayın Perde Arkası ve Analiz
Yeni Orta Vadeli Program (OVP), ekonomi yönetiminin rasyonel zemin arayışı ile siyasi gerçeklikler arasındaki sıkışmışlığını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Türkiye’de enflasyonu düşürmemenin siyasi maliyetinin, ‘acı reçete’ uygulayarak büyümeyi feda etmenin maliyetinden daha az algılanması, dezenflasyon sürecinin sürekli ertelenmesine yol açıyor. Güçlü bir sermaye girişi veya yüksek bir Merkez Bankası kredibilitesi olmadan, büyümeden feragat etmeden enflasyonu düşürmek iktisadi açıdan mümkün görünmüyor. Her ıskalanan hedef, beklentilerin hedeflere değil geçmiş enflasyona göre şekillenmesine neden olarak kredibilite açığını daha da derinleştiriyor. Bu tablo, ‘büyüyoruz ama zenginleşmiyoruz’ hissini yaşayan geniş kitlelerin reel satın alma gücünü eritmeye devam edecektir.
Toplumsal Refah ve Ücret Döngüsü Çıkmazı
Enflasyon yüksek seyrettiği sürece kağıt üzerinde gerçekleşen büyüme sofraya yansımıyor. Ücretli kesim için asıl belirleyici olan gösterge büyüme rakamı değil, satın alma gücünün nasıl seyrettiğidir. Enflasyon yüksek kaldıkça reel ücretler geriliyor ve hanehalkı büyümeden pay alamıyor. Üstelik korunan büyümenin bileşimi de enflasyonist yapıyı besliyor; kamunun ve hanehalkının harcamaları aynı anda canlı kalmaya devam ediyor. Bu durum toplumsal desteğin oluşmasını ve acı reçetenin yarıda kesilmeden uygulanmasını imkansız kılıyor.
Ücret zamlarının geçmiş enflasyona endekslenmesi alışkanlığı sürdükçe, bugünkü yüksek enflasyon yarının ücret pazarlıklarına taşınarak kısır döngüyü besliyor. OVP’deki tahminler, büyümeden feragat edilmediği sürece enflasyonun istenen hızda düşmeyeceğini, faturanın bu kez de enflasyona, kura ve cari açığa yazıldığını net biçimde ortaya koyuyor. Acı reçete konusunda toplumsal bir mutabakat oluşmadığı sürece bu fatura her yıl yeniden ertelenmeye devam edecektir.
Merak Edilen Sorular ve Yanıtlar
Soru: OVP’de büyüme hedeflerinin bu kadar az revize edilmesinin nedeni nedir?
2028 yılında yapılması beklenen genel seçimler öncesinde hükümet, istihdamı korumak ve ekonomik canlılığı sürdürmek amacıyla büyümeyi kırmızı çizgi olarak belirlemiştir. Bu nedenle diğer tüm makro hedefler revize edilirken büyüme oranları neredeyse sabit tutulmuştur.
Soru: Cari açık ve döviz kuru tahminlerindeki artış ne anlama geliyor?
2027 yılı itibarıyla reel değerli TL politikasından büyük ölçüde vazgeçileceğine işaret edilmektedir. Kurun enflasyonla paralel hareket etmesi öngörülürken, ithalat-ihracat dengesindeki bozulma nedeniyle 2026 cari açık hedefi iki katından fazla artırılarak 47,5 milyar dolara çıkarılmıştır.
Kaynak / Ajans: Bbc