Nepal’in Çin sınırına yakın Rasuwa bölgesinde, 26 Ağustos’ta meydana gelen sismik hareketlerin ardından tetiklenen ve buzul çökmesi sonucu oluşan devasa sel felaketinde can kaybı dramatik şekilde artarak 1200 barajını aştı. Bölgede yerel kaynakların ve resmi makamların aktardığı verilere göre, felaketin üzerinden geçen günlere rağmen hâlâ 4 bin 200’den fazla kişiden haber alınamazken, arama kurtarma çalışmaları zorlu coğrafi şartlar altında zamana karşı büyük bir mücadeleyle yürütülüyor.
Felaketin en trajik boyutu ise bölgedeki kritik hidroelektrik santrallerinde yaşanıyor; yer altı tünellerinde mahsur kalan yüzlerce işçinin akıbeti belirsizliğini korurken, ailelerin yetersiz kurtarma çalışmalarına yönelik tepkileri sahada gerilimi tırmandırıyor. Bölgeyi çaresiz bırakan bu doğa olayının arkasında yatan bilimsel gerçekler ise küresel iklim krizinin dağlık bölgelerdeki yıkıcı etkilerini bir kez daha gözler önüne seriyor.
- Can Kaybında Ağır Bilanço: Nepal hükümeti, sel felaketinde yaşamını yitirenlerin sayısının 1200’ün üzerine çıktığını, 11 bin 993 kişinin ise sağ kurtarıldığını açıkladı.
- Enerji Santrallerinde Can Pazarı: Bağımsız Enerji Üreticileri Birliği, yer altı tünellerinde ve tesislerde mahsur kalan 947 işçiden haber alınamadığını duyurdu.
- Buzul Çökmesi Tetikledi: USGS ve ICIMOD uzmanları, felaketin 5,2 büyüklüğündeki sismik sarsıntıya yol açan devasa bir buzul çökmesi ve çığ sonucu meydana geldiğini doğruladı.
Rasuwa’da Zamana Karşı Yarış: 20 Bin Personel Sahada
Nepal’in kuzey sınır hattında yer alan Rasuwa bölgesinde meydana gelen yıkımın ardından başlatılan geniş çaplı operasyonda, askeri ve sivil savunma birimlerinden oluşan 20 binden fazla güvenlik personeli görevlendirildi. Aşırı yağışlar ve heyelanlar sebebiyle kara yolu ulaşımının tamamen kesildiği birçok noktaya sadece askeri helikopterlerle ulaşılabiliyor. Sel sularının yıktığı düzinelerce köprü ve çöken yollar, lojistik destek hatlarını felç ederken, kurtarma ekipleri balçıkla kaplanan yerleşim birimlerinde canlı bulma ümidini korumaya çalışıyor. Şimdiye kadar tahliye edilen 11 bin 993 kişinin güvenli bölgelerdeki geçici sığınaklara yerleştirildiği bildirilirken, kayıp durumundaki 4 bin 200 sivil için yürütülen çalışmalarda zaman daralıyor.
Hidroelektrik Santrallerinde Büyük Belirsizlik ve Ailelerin İsyanı
Felaketin ekonomik ve insani boyutunu derinleştiren en kritik nokta, bölgedeki enerji yatırımları oldu. Katmandu Post gazetesinin aktardığı verilere göre, sel sularının bastığı yer altı tesislerinde ve derin tünellerde mahsur kalan yüzlerce işçiye henüz ulaşılamadı. Nepal Bağımsız Enerji Üreticileri Birliği (IPPAN), toplamda 947 enerji sektörü çalışanının kayıp olduğunu kaydetti. Bu işçilerin ne kadarının yer altındaki galerilerde sıkıştığı, ne kadarının ise doğrudan sel sularına kapılarak sürüklendiği netleştirilemedi. Kurtarma çalışmalarının yavaş ilerlediğini ve modern teçhizat eksikliğini gerekçe gösteren işçi aileleri, hem hükümete hem de proje yüklenicisi özel şirketlere yönelik sert protestolar başlattı. Sahadaki kurtarma koordinasyonunun zayıflığı, bölgedeki toplumsal huzursuzluğu da tırmandırıyor.
Deprem Sanılan Sarsıntının Arkasından İklim Krizi Çıktı
Afetin ilk gününde ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS) tarafından 5,2 büyüklüğünde bir deprem olarak rapor edilen sismik hareketin, derinlemesine yapılan veri analizleri sonucunda aslında bir deprem olmadığı anlaşıldı. USGS, güncellediği raporunda sarsıntının kaynağını ‘devasa bir buzul çökmesi’ olarak tanımladı. Katmandu merkezli Uluslararası Dağlık Kalkınma Merkezi (ICIMOD) bünyesinde görev yapan uluslararası uzmanlar da bu tespiti doğrulayarak, yüksek dağlık kesimlerden kopan devasa buzul kütlelerinin vadi tabanına düşerek büyük bir çığı tetiklediğini ve bu durumun nehir yataklarını tıkayarak ani ve yıkıcı sellere yol açtığını somut verilerle ortaya koydu. Uzmanlar, küresel ısınmanın Himalaya bölgesindeki buzulları kırılgan hale getirdiğinin altını çizdi.
Olayın Perde Arkası ve Analiz
Nepal’de yaşanan bu trajedi, sadece yerel bir doğal afet değil; küresel iklim krizinin, kontrolsüz endüstriyel yatırımlarla birleştiğinde ne denli büyük felaketlere yol açabileceğinin en somut göstergesidir. Himalayalar gibi sismik ve ekolojik açıdan son derece hassas bir coğrafyada, yeterli çevresel etki değerlendirmesi yapılmadan inşa edilen devasa hidroelektrik santralleri, bugün yüzlerce işçiye mezar olma riski taşıyor. Enerji projelerinin güvenlik standartlarının sorgulanması kaçınılmaz hale gelmiştir. Nitekim yer altı tünellerinin tahliye senaryolarının bulunmaması ve acil durum eylem planlarının yetersizliği, ölü sayısının bu denli yüksek olmasının temel nedenleri arasında masaya yatırılmaktadır. Önümüzdeki süreçte, Nepal hükümetinin uluslararası iklim fonlarından talep edeceği tazminatlar ve bölgedeki altyapı projelerinin durdurulması gibi radikal kararlar gündeme gelebilir.
Merak Edilen Sorular ve Yanıtlar
Soru: Nepal’deki sel felaketini tetikleyen ana unsur neydi?
İlk etapta 5,2 büyüklüğünde bir deprem olduğu sanılan sarsıntının, aslında dağlık bölgedeki devasa bir buzulun çökmesi ve bunun sonucunda oluşan çığ heyelanı olduğu uzmanlar tarafından tespit edilmiştir. Bu çökme nehir yataklarını kapatarak ani taşkınlara yol açmıştır.
Soru: Hidroelektrik santrallerindeki işçilerin durumu nedir?
Nepal Bağımsız Enerji Üreticileri Birliği verilerine göre, 947 enerji sektörü çalışanından haber alınamamaktadır. İşçilerin bir kısmının yer altı tünellerinde mahsur kaldığı, bir kısmının ise sel sularına kapıldığı tahmin edilmektedir; arama çalışmaları sürmektedir.
Kaynak / Ajans: Haberturk