Uluslararası sistemin köklü bir kırılma evresinden geçtiği ve küresel güç dengelerinin Avrasya hattında yeniden biçimlendiği bir konjonktürde düzenlenen Türk Dünyası Diyalog Forumu, çok boyutlu diplomasi arayışlarına sahne oldu. Forum kapsamında gerçekleştirilen ‘Küresel Dönüşüm Çağında Türk Dünyasının Jeopolitik Rolü’ başlıklı panelde, Türk Devletleri Teşkilatı’nın bölgesel bir işbirliği mekanizmasından küresel ölçekte belirleyici bir jeopolitik aktöre evrilme süreci kapsamlı biçimde ele alındı.
Panelin açılış konuşmasını gerçekleştiren eski Dışişleri Bakanı ve AK Parti Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, dünyada rekabetin doğrudan çatışmaya dönüştüğü sert bir dönemin yaşandığını belirterek, Türkiye’nin ve Türk dünyasının temel stratejisinin işbirliği kanallarını açık tutmak, ayrışmalar karşısında diyaloğu ve kurumsal dayanışmayı kurumsallaştırmak olduğunu kaydetti. Çavuşoğlu, coğrafi imkanların tek başına yeterli olmadığını, asıl belirleyici unsurun bu potansiyeli ortak vizyon ve iradeyle somut projelere dönüştürmek olduğunu vurguladı.
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Kritik Gelişme: Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında birleşen iradenin, Avrasya hattındaki enerji, ulaştırma ve teknoloji ağlarında somut bir güce dönüştürülmesinin gerekliliği vurgulandı.
- Resmi Veri / Açıklama: Mevlüt Çavuşoğlu, başarının sadece ticaret rakamlarıyla ölçülemeyeceğini, asıl kazanımın ülkeler arasındaki derinleşen güven ve kriz anlarında eş güdümle hareket etme kabiliyeti olduğunu açıkladı.
- Süreç / Sonraki Adım: Sovyetler Birliği’nin dağılmasının 35’inci yılı geride kalırken, Türk dünyasının ortak geleceğini inşa etmek adına çok taraflı diplomasi ve bağlantısallık ekseninde yeni mekanizmaların devreye alınacağı kayda geçti.
Avrasya Ekseninde Güç Dengesi ve Kurumsal Vizyon
Küresel siyasetin ağırlık merkezinin doğuya kaydığı bu evrede, Avrasya coğrafyası uluslararası ilişkilerin ve tedarik zincirlerinin en kritik temas alanı haline geldi. Panelde konuşan Mevlüt Çavuşoğlu, ülkelerin uluslararası sistemdeki ağırlığının diplomatik yetkinlik, ekonomik direnç, lojistik ağlardaki konum ve güvenilir ortaklıklar tesis etme kabiliyetiyle doğrudan ilişkili olduğuna işaret etti. Türk dünyasının yalnızca bu gelişmelerden etkilenen edilgen bir yapı olmadığını aktaran Çavuşoğlu, bölgenin küresel gelişmelerin yönünü tayin edebilecek kurumsal bir olgunluğa ulaştığının altını çizdi.
Türk Konseyi ile başlayan sürecin bugün Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında kurumsal bir yapıya bürünmesinin tarihsel bir dönüm noktası olduğunu ifade eden Çavuşoğlu, hedefin mevcut işbirliğini kalıcı mekanizmalar ve uluslararası ölçekte sonuç doğuran girişimlerle tahkim etmek olduğunu belirtti. Türkiye’nin Türk dünyası ile ilişkilerini dış politikasının en merkezi başlıklarından biri olarak koruduğunu aktaran eski Dışişleri Bakanı, ‘dilde, fikirde ve işte birlik’ şiarının hayata geçirilen somut projelerle Avrasya’da barış ve istikrarın teminatı olacağını ifade etti.
35 Yıllık İstikrar Mirası ve Küresel Dalgalanmalar
Panelin moderatörlüğünü üstlenen Kapadokya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Ali Karasar, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının üzerinden 35 yıl geçtiğini hatırlatarak bölgedeki barış zeminine odaklandı. Karasar, geride kalan 35 yılda Türk dünyasında büyük savaşların yaşanmamasının, kan dökülmemesinin ve etnik ya da dini krizlerin derinleşmemesinin liderlerin sergilediği basiretli tutum sayesinde mümkün olduğunu belirtti. Söz konusu kardeşlik hukukunun bölgeyi 35 yıl önceki kırılgan yapısından çıkararak bugünün muteber bir küresel aktörü seviyesine taşıdığı somut verilerle ifade edildi.
Panelistlerden Mersin Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Kaan Kutlu Ataç ise günümüz dünyasının adeta sismik sarsıntılara benzeyen bir ‘jeopolitik tsunamiye’ maruz kaldığını belirterek, bu türbülanslı dönemde Türkiye’nin ve Türk dünyasının muhtemel risklere karşı stratejik hazırlık seviyesini artırmasının hayati bir gereklilik haline geldiğini aktardı.
Ankara’nın dış politika mimarisinde Türk dünyası, uzun yıllar kültürel ve hissiyat eksenli bir çerçevede ele alınırken, son on yılda bu yaklaşım yerini katı bir jeoekonomik ve güvenlik mimarisine bıraktı. Çavuşoğlu’nun ve panelistlerin altını çizdiği hususlar, Türk Devletleri Teşkilatı’nın artık salt bir işbirliği platformu değil; enerji koridorları, Hazar geçişli Orta Koridor lojistik hattı ve müşterek kriz yönetimi mekanizmalarıyla güçlenen bir blok olarak konumlandırıldığını belgeliyor. Ukrayna-Rusya savaşı ve Ortadoğu’daki tırmanış sonrasında küresel tedarik zincirlerinin tıkanması, Avrasya transit geçişlerini vazgeçilmez hale getirdi. Bu panelde verilen mesajlar, Türk dünyasının kendi iç dayanışmasını tahkim ederken küresel aktörlerle temaslarında ortak bir blok iradesi sergileme arzusunun diplomatik zeminini oluşturuyor.
Bağlantısallık, Medeniyet Köprüleri ve Müşterek Refah
Panelin uluslararası katılımcıları da değişen dünya düzeninde Türk dünyasının önüne çıkan stratejik pencerelere odaklandı. Dongduk Üniversitesi Avrasya ve Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Eunkyung Oh, Türk dünyasının küresel öneminin giderek artacağını kaydetti. Oh, medeniyet bağlarının ve tarihsel ortaklıkların özellikle ulaşım, transit geçişler ve bölgesel altyapı projeleri üzerinden kurumsal bir işbirliği düzenine tahvil edilmesinin şart olduğunu dile getirdi.
Yakın Doğu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nur Köprülü ise uluslararası ilişkiler kuramlarının ve eski okuma kodlarının bugünkü dönüşümü açıklamada yetersiz kaldığına işaret etti. Çok kutupluluğun bölgesel aktörlere alan açtığını belirten Köprülü, çağımızın anahtar kavramının ‘bağlantısallık’ olduğunu ve bölgesel diplomasiye duyulan ihtiyacın her zamankinden daha fazla hissedildiğini vurguladı.
Özbekistan merkezli Qalampir.uz yöneticisi ve gazeteci Qamariddin Shayxov da tarihin tekerrür etmemesi adına geçmişte ayrı düşülen dönemlerin muhasebesinin yapılması gerektiğine değindi. Dünyadaki kriz ve savaş ortamlarında sivillerin hak ihlallerine uğradığına temas eden Shayxov, Türk dünyasının ortak geleceğini inşa ederken insan onurunu ve vicdanını temel alan ortak bir ses yükseltmesinin elzem olduğunu kayda geçirdi.
Merak Edilen Sorular ve Yanıtlar
Soru: Türk Dünyası Diyalog Forumu’nun bu panelinde ana gündem neydi?
Panelde, küresel sistemdeki çok kutupluluk arayışları çerçevesinde Türk dünyasının jeopolitik ağırlığı, Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurumsal kapasitesi, Orta Koridor lojistik hattı ve bölgesel barışın korunması hususları ele alındı.
Soru: Mevlüt Çavuşoğlu’nun konuşmasında öne çıkan temel mesaj ne oldu?
Çavuşoğlu, jeopolitik gücün sadece coğrafyayla sağlanamayacağını, asıl başarının karşılıklı güvenin derinleştirilmesi, krizlerde eş güdümle hareket edebilme iradesi ve somut projelerin hayata geçirilmesi olduğunu vurguladı.
Soru: Türk dünyası ülkeleri arasında önümüzdeki süreçte hangi alanlarda işbirliği öngörülüyor?
Panelistlerin değerlendirmelerine göre ulaştırma, enerji ağları, ortak diplomasi, teknoloji ve kriz anlarında ortak aklı esas alan kurumsal güvenlik mekanizmalarının güçlendirilmesi öncelikli hedefler arasında yer alıyor.
Kaynak / Ajans: Aa
📰
Haber Kaynağı / Ajans:
Aa