Fitch Ratings, Türk bankalarının ikinci çeyrekte faaliyet kârlılığının yüzde 2,6’ya gerilediğini ve takipteki kredi oranının yüzde 3,5’e yükseldiğini raporladı. Bu gelişme, artan fonlama maliyetleri, swap giderleri ve enflasyonun baskısıyla birlikte, bankacılık sektöründe kâr marjlarının daralmasına ve şüpheli kredi riskinin yükselmesine işaret ediyor.
Bankaların ortalama Tier 1 sermaye oranı yüzde 11,5 seviyesinde sabit kalırken, döviz mevduat payı yüzde 35,3’e geriledi; sektördeki likidite yapısının da dönüşüm geçirdiği görülüyor. Uzmanlar, 2027’ye kadar faiz indirimlerinin gerçekleşmesi halinde baskıların hafifleyebileceğini öngörse de, yakın vadede kârlılık ve kredi kalitesi risk altında.
- Kritik Gelişme: Bankaların faaliyet kârı/risk ağırlıklı varlık oranı %3,9’dan %2,6’ya düştü.
- Resmi Veri / Açıklama: Takipteki kredi oranı %3,3’ten %3,5’e yükseldi.
- Süreç / Sonraki Adım: 2027’de faiz indirimleri gerçekleşirse kârlılık baskısı hafifleyebilir.
Faaliyet Kârlılığındaki Gerileşmenin Nedeni

Fitch’in üç aylık “Türk Bankaları İzleme Raporu”na göre, bankaların kâr marjlarını baskılayan temel unsurlar arasında fonlama maliyetlerindeki artış, swap giderlerinin yükselmesi ve enflasyon kaynaklı faaliyet harcamaları yer alıyor. Özellikle İran savaşı sonrasında uluslararası fonlama piyasalarında yaşanan volatilite, Türk bankalarının dış kaynaklı borçlanma maliyetlerini yükseltti.
İlk çeyrekte yüzde 3,9 olan ortalama faaliyet kârı/risk ağırlıklı varlık oranı, ikinci çeyrekte yüzde 2,6’ya geriledi. Sektör ortalaması da %4,6’dan %3,3’e düşerek, bankaların kârlılık basıncının geniş bir tabana yayıldığını gösterdi.
Şüpheli Kredi (NPL) ve Takipteki Kredi Oranlarındaki Artış
İzlenen bankaların ortalama takipteki kredi (NPL) oranı, 2026’nın ilk çeyreğinde %3,3 iken, ikinci çeyrek sonunda %3,5’e yükseldi. Aynı dönemde takipteki kredi oluşum oranı %2,1’den %2,2’ye çıktı. Bu rakamlar, sorunlu kredi göstergelerinin yukarı yönlü seyrini sürdürdüğüne işaret ediyor.
Fitch, bu eğilimin yalnızca kredi büyümesindeki yavaşlamayla değil, aynı zamanda yüksek fonlama maliyetleri ve enflasyonun faaliyet giderleri üzerindeki baskısıyla da ilişkili olduğunu vurguladı.
Sermaye ve Likidite Yapısındaki Değişimler
Bankaların ortalama birinci kuşak sermaye (Tier 1) oranı ikinci çeyrek sonunda %11,5 seviyesinde sabit kalırken, toplam mevduat içinde döviz mevduatının payı %38,1’den %35,3’e geriledi. Toptan döviz fonlamasının toplam fonlama içindeki payı ise yaklaşık %20 seviyesinde sabit kaldı.
Bu durum, bankaların yerel para birimi üzerinden fonlama stratejilerini güçlendirmeye çalıştığını, ancak döviz fonlamasının hâlâ önemli bir paya sahip olduğunu ortaya koyuyor.
Olayın Perde Arkası ve Analiz
Fitch’in raporu, sadece rakamların bir yansıması değil, aynı zamanda Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu belirsiz ortamın da bir göstergesi. Uzun vadeli yüksek faiz oranları, enflasyonun sürdüğü baskı ve dış politika riskleri (örneğin İran savaşı) bankaların fonlama maliyetlerini artırıyor. Bu koşullar, kârlılığı eriten bir zincirleme etki yaratıyor.
Şüpheli kredi oranının yükselmesi, kredi politikalarının sıkılaşması gerektiğine işaret ederken, bankaların likidite yönetiminde döviz mevduatını azaltma çabaları, kur riskine karşı bir tampon oluşturma amacı taşıyor. 2027’ye kadar faiz indirimleri gerçekleşirse, bankalar hem kârlılık hem de kredi kalitesi açısından nefes alabilir; ancak bu senaryo, enflasyonun kontrol altına alınması ve dış finansman koşullarının iyileşmesiyle mümkün olacaktır.
Merak Edilen Sorular ve Yanıtlar
Soru: Bankaların kâr marjlarındaki düşüşün temel nedeni nedir?
Artan fonlama maliyetleri, swap giderleri ve enflasyonun faaliyet harcamalarına yansıması, kâr marjlarını baskılayarak oranların düşmesine yol açtı.
Soru: Takipteki kredi oranının yükselmesi ne anlama geliyor?
Şüpheli kredi oranının artması, bankaların portföylerinde riskli alacakların payının büyüdüğünü ve kredi politikalarının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini gösteriyor.
Kaynak / Ajans: Sesgazetesi