Aydın’ın Kuşadası ilçesine bağlı Yaylaköy Mahallesi’nde, Akdeniz florası ve doğal peyzajıyla bilinen vadiler, dere yataklarına boşaltılan inşaat atıkları, molozlar ve evsel çöpler sebebiyle ciddi bir çevre tahribatıyla karşı karşıya kaldı. Kızılçam ormanlarının arasından süzülen su yollarının kontrolsüz biçimde doldurulması, hem yerel ekosistemi hem de çevredeki kadim zeytinlikleri doğrudan tehdit eden somut bir çevre sorununa dönüştü.
Bölgede incelemelerde bulunarak saha verilerini kamuoyuyla paylaşan Ekosistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği (EKODOSD) Başkanı Bahattin Sürücü, kaçak dökümlerin doğal yaşam koridorlarını tahrip ettiğini vurguladı. Sürücü, suyun doğal akış rejimini bozan, endemik türlerin habitatını boğan ve orman sınırlarına dayanan vahşi atık dökümüne karşı ilgili kamu kurumlarının ivedilikle idari ve yasal yaptırımları devreye sokması gerektiğini kaydetti.
- Kritik Gelişme: Kuşadası Yaylaköy Çömlekçi mevkiindeki dere yatakları; inşaat molozu, plastik, oto lastiği ve evsel atıkların vahşi döküm alanına dönüştürüldü.
- Resmi Veri / Açıklama: EKODOSD Başkanı Bahattin Sürücü, bölgenin tek giriş noktasının bulunmasını avantaja çevirecek kamera ve fiziki denetim sistemlerinin acilen kurulması çağrısında bulundu.
- Süreç / Sonraki Adım: Dere yataklarının kapatılmasının mevzuata aykırı olduğu hatırlatılarak, dökülen hafriyatın sorumlulara rücu edilerek temizlenmesi ve idari para cezalarının uygulanması talep edildi.
Çömlekçi Mevkiinde Ekolojik Tahribat: Dere Yatakları Molozla Dolduruluyor
Yaylaköy’ün Çömlekçi mevkiinden başlayarak Kuşadası Körfezi’ne uzanan derin vadiler boyunca yaşanan çevre kirliliği, sahadaki tespitlerle gözler önüne serildi. İnşaat hafriyatları, moloz yığınları, plastik ambalaj atıkları, kullanım ömrünü tamamlamış araç lastikleri ve hurda ev eşyalarının dere tabanlarına gelişigüzel bırakıldığı kayda geçti. Su yataklarının doğal eğimini ve akış kapasitesini ortadan kaldıran bu dolguların, yağışlı dönemlerde taşkın riskini tetikleyebileceği ve topoğrafik dengeyi bozduğu belirtildi.
Hafriyat ve moloz dökümü esnasında ve sonrasında oluşan yoğun toz bulutlarının, vadi yamaçlarında yer alan asırlık zeytinliklerin yapraklarını kaplayarak fotosentezi ve ürün rekoltesini olumsuz etkilediği somut gözlemlerle aktarıldı. Atık sahasına dönüştürülen koridorun giderek kızılçam ormanlarının içine doğru genişlemesi, orman ekosisteminin bütünlüğünü de tehlikeye düşürüyor.
Toskana Benzetmesinden Endemik Tülüşah Tehdidine Uzanan Çelişki
Bölgenin uluslararası ölçekte tanınan peyzaj değerine dikkat çeken EKODOSD Başkanı Bahattin Sürücü, Latmos (Beşparmak) Dağları’ndaki prehistorik kaya resimlerini ve arkeolojik mirası dünyaya tanıtan Alman arkeolog Dr. Anneliese Peschlow’un değerlendirmelerini hatırlattı. Peschlow’un 2010 yılındaki saha ziyaretinde Yaylaköy’ün Akdeniz servileri, makilikleri, zeytin ağaçları ve körfeze bakan siluetiyle İtalya’nın dünyaca ünlü Toskana bölgesini andırdığını ifade ettiğini belirten Sürücü, bu benzersiz coğrafyanın kaderine terk edilemeyeceğinin altını çizdi.
Yaylaköy vadilerinin yalnızca görsel bir peyzaj alanı olmadığını, aynı zamanda nesli tehlike altında bulunan endemik Tülüşah (Rhaponticoides mykalea) gibi son derece hassas ve koruma altındaki bitki türlerine ev sahipliği yaptığını ifade eden Sürücü, bölgedeki biyolojik çeşitlilik kaybına dikkat çekti. Gelişigüzel dökülen kimyasal ve plastik içerikli atıkların toprak geçirgenliğini bozduğu, yerel yaban hayatının yaşam alanlarını daralttığı belgelerle ortaya kondu.
Sürücü’den Kamu Kurumlarına Çağrı: ‘Burası Depolama Alanı Değil’
Bölgedeki başıboşluğun kabul edilemez boyutlara ulaştığını belirten Bahattin Sürücü, sahada yaşanan denetimsizliği şu sözlerle eleştirdi:
‘Burası bir çöp veya atık depolama alanı değil, doğal bir yaşam alanıdır. Buna rağmen isteyen herkes kamyonuyla, traktörüyle her türlü atığı buraya getirip dökebiliyor. Doğa, geri dönüşü son derece güç, hatta bazı durumlarda imkansız olan tahribatlarla karşı karşıya bırakılıyor. Dere yatakları atık dökülerek kapatılamaz, suyun doğal akışını engelleyen veya daraltan dolgu ve uygulamalara ilgili mevzuat çerçevesinde müdahale edilmelidir. Dere yataklarına atık dökenler hakkında yürürlükteki mevzuat kapsamında gerekli idari yaptırımlar uygulanmalı, dökülen atıkların kaldırılması ve alanın eski haline getirilmesine ilişkin masraflar sorumlulara yükletilmelidir. Sorumlu kamu kurumları da bir an önce harekete geçmelidir.’
Sürücü, sorunun kalıcı olarak çözülebilmesi adına bölgenin coğrafi yapısının sunduğu imkânların değerlendirilmesini önerdi. Vadiye açılan giriş güzergâhının tek bir noktadan ibaret olmasının denetim açısından büyük bir avantaj teşkil ettiğini vurgulayan dernek başkanı, acil eylem planı çerçevesinde atılması gereken adımları şu ifadelerle sıraladı:
‘Girişe uyarı tabelası yerleştirilmeli, gerekli izin ve mevzuat çerçevesinde kamera sistemi kurulmalı, düzenli denetimler yapılmalı ve çevreyi kirletenler hakkında gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır. Ayrıca alana dökülmüş atıklar kaldırılarak doğal yaşam alanları yeniden korunmaya alınmalıdır. İlgili kurumlar vakit kaybetmeden harekete geçip bu vahşi uygulamayı durdurmazsa öncelikle dere yatakları, doğal bitki örtüsü ve yaban hayatı geri dönüşü olmayan zararlarla karşılaşacaktır. Üstelik her geçen gün artan çöp ve hafriyat atıkları nedeniyle Kuşadası’nın diğer doğal alanları da aynı tehditle karşı karşıya kalacaktır. Bir zamanlar hayranlıkla izlenen, Toskana’ya benzetilen bu eşsiz coğrafyanın bir atık döküm alanına dönüşmesine seyirci kalınmamalıdır.’
Olayın Perde Arkası ve Analiz
Kuşadası ve çevresinde son yıllarda hız kazanan inşaat faaliyetleri, yapılaşma baskısını artırırken beraberinde ciddi bir hafriyat ve inşaat atığı lojistiği krizini getirdi. Yasal döküm alanlarının maliyetlerinden veya mesafe şartlarından kaçınan bazı yüklenici ve şahısların, denetim zafiyeti bulunan kırsal vadi tabanlarını kaçak döküm sahasına dönüştürmesi sahaya yansıyan temel dinamiktir. Yaylaköy örneğinde görüldüğü üzere, su yataklarının tahrip edilmesi yalnızca ekolojik bir kayıp yaratmakla kalmayıp, yürürlükteki Su Kanunu ve Çevre Kanunu hükümlerinin açık ihlali anlamına gelmektedir. Alanda tek giriş noktasının bulunması, plaka tanıma özellikli kameralar ve caydırıcı idari yaptırımlarla sorunun hızla kontrol altına alınabileceğini göstermektedir; ancak asıl çözüm, dökülen tonlarca atığın bertaraf maliyetinin kirletenlere rücu ettirilmesi ve Kuşadası genelinde hafriyat denetim zincirinin dijital takiple güvenceye alınmasından geçmektedir.
Merak Edilen Sorular ve Yanıtlar
Soru: Kuşadası Yaylaköy’deki kirlilik hangi alanları ve türleri tehdit ediyor?
Kirlilik, Çömlekçi mevkisindeki dere yataklarını, kızılçam ormanlarını, yöredeki zeytinlikleri ve bölgede yayılış gösteren dünyaca ünlü nadir endemik bitki türü Tülüşah’ın yaşam alanlarını doğrudan tehdit etmektedir.
Soru: Kaçak moloz dökümünün önlenmesi için önerilen acil çözümler nelerdir?
EKODOSD, vadiye ulaşımın tek bir noktadan sağlanması avantajından yararlanılarak girişe uyarı levhaları konulmasını, fotokapan veya güvenlik kamerası sistemlerinin kurulmasını, sıkı idari denetim yapılmasını ve dökülen atıkların kaldırılarak masrafların faillere fatura edilmesini önermektedir.
Soru: Dere yataklarına hafriyat ve çöp dökülmesinin yasal sakıncası nedir?
Dere yataklarının doldurulması ve suyun doğal akış rejiminin değiştirilmesi çevre ve su mevzuatına aykırıdır; bu durum hem taşkın felaketlerine zemin hazırlamakta hem de Çevre Kanunu kapsamında ağır idari para cezaları ile adli yaptırımları gerektirmektedir.
Kaynak / Ajans: Aydinkulis