İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in seçim vaatleri doğrultusunda resmi bir devlet politikasına dönüştürülen sistematik işkence, açlık ve tıbbi ihmal uygulamaları, İsrail merkezli Haaretz gazetesinin geniş çaplı araştırmasıyla bir kez daha tescillendi. İşgal altındaki topraklarda ve Gazze Şeridi’nde alıkonulan binlerce Filistinlinin tutulduğu cezaevlerinin, uluslararası hukukun tamamen devre dışı bırakıldığı birer hak ihlali merkezine dönüştüğü somut verilerle ortaya kondu.
İsrail Yüksek Mahkemesinin tutuklulara insani standartlarda beslenme sağlanması ve uluslararası denetim organlarının ziyaretlerine izin verilmesi yönündeki bağlayıcı kararlarına rağmen, sahaya yansıyan tablonun tam bir insanlık dramı olduğu belgelendi. Eylül 2026 itibarıyla zindanlarda tutulan 9 bin 329 Filistinlinin yalnızca yüzde 16’sının resmi olarak mahkum edildiği, geri kalan ezici çoğunluğun ise hiçbir suçlama yöneltilmeksizin hukuki dayanaktan yoksun idari tutukluluk mekanizmalarıyla alıkonulduğu kayda geçti.
- Kritik Gelişme: Haaretz gazetesinin araştırması, İsrail cezaevlerindeki sistematik açlık, işkence ve uyuz salgınını resmi belgelerle ifşa etti.
- Resmi Veri / Açıklama: Cezaevlerindeki 9 bin 329 Filistinlinin yüzde 84’ünün hiçbir mahkeme kararı ve suçlama olmaksızın alıkonulduğu belgelendi.
- Süreç / Sonraki Adım: Ulusal Güvenlik Bakanı Ben-Gvir, esirlere yönelik bu insanlık dışı uygulamaları açıkça savunarak politikalarının arkasında durduğunu ilan etti.
Yargı Kararlarına Meydan Okuyan Aleni Devlet Politikası

Raporda, İsrail yargısının göstermelik kararlarının sahada hiçbir karşılık bulmadığı, cezaevlerindeki insanlık dışı muamelenin gizli kapılar ardında değil, doğrudan hükümetin en üst düzey isimlerinin talimatıyla yürütüldüğü vurgulandı. Özellikle Gazzeliler, Suriyeliler ve Lübnanlıların ‘yasa dışı savaşçı’ statüsünde sınıflandırılarak savaş esiri haklarından tamamen mahrum bırakıldığı hukuki boyut kazandı. Bu statünün, esirlerin süresiz ve tamamen denetimsiz bir biçimde hücrelerde tutulmasına yasal zemin hazırladığı altı çizildi.
Nisan 2025 ile Temmuz 2026 tarihleri arasında Megiddo, Nafha, Ketziot, Ofer ve kadın tutukluların kaldığı Damon cezaevlerinden tahliye edilen Filistinlilerin tanıklıkları, uygulanan vahşetin boyutlarını gözler önüne serdi. Tanıklığına başvurulan beş eski esirin tamamının, maruz kaldıkları sistematik açlık nedeniyle vücut ağırlıklarının yüzde 15 ile yüzde 50’sini kaybettiği, kemik kırıcı darplarla sakat bırakıldığı ve koğuşları saran ağır uyuz salgınıyla baş başa bırakıldığı belgelerle ortaya kondu. Cezaevlerindeki bu organize şiddetin uygulayıcısı olarak ise İsrail Cezaevi Hizmetlerinin ‘Keter’ adı verilen özel operasyon gücü işaret edildi.
Sıra Dışı Tanıklıklar: Yaşayanlar İçin Mezarlığa Dönen Koğuşlar
Uluslararası saygın basın kuruluşlarında uzun yıllar görev yapmış 59 yaşındaki Ceninli gazeteci Ali Semudi, bir yıl kaldığı cezaevinde tam 60 kilo kaybettiğini belirtti. Cezaevlerini ‘yaşayanlar için mezarlık’ olarak nitelendiren Semudi, maruz kaldıkları muameleyi şu sözlerle aktardı: ‘Ramazan ayında gardiyanlar koğuşumuzu basarak duştaki çıplak esirlerin üzerine plastik mermiler yağdırdı. Verilen yemekler bir kedinin dahi doymayacağı miktardaydı. Tıbbi yardım talep ettiğimizde gardiyanlar “Sizi Allah ya da Gazze iyileştirsin” diyerek bizimle alay ediyordu. Luey Türkman isimli esir, gözlerimizin önünde tıbbi müdahale yapılmadığı için can verdi.’
İsrail’e sadece iş bulmak amacıyla girmeye çalışırken gözaltına alınan ve hiçbir güvenlik suçlaması bulunmayan beş çocuk annesi kalp hastası Hiba Alavi’nin yaşadıkları ise kadın esirlere yönelik muamelenin korkunç yüzünü gösterdi. Beş buçuk ay kaldığı Damon Cezaevi’nde 36 kilo kaybeden Alavi, gardiyanların koğuşlara gaz bombaları atarak kadınları yüzüstü yere yatırdığını, üzerlerine basarak darbettiklerini belirtti. Alavi, ‘Beni dövdüklerinde dişlerim kırıldı, bir gardiyan ayak parmaklarımın üzerine basarak tırnağımı kopardı. Tahliye olacağım gün ise çıplak arama dayatmasını kabul etmediğim için elektroşok cihazıyla vücuduma elektrik verdiler’ diyerek yaşadığı ağır travmanın sahaya yansıyan boyutlarını aktardı.
Salgın Hastalıklar ve ‘Keter’ Hücum Biriminin Şiddet Sarmalı
Megiddo ve Nafha cezaevlerinde dokuz ay boyunca hiçbir iddianame hazırlanmadan idari tutuklu olarak tutulan 45 yaşındaki gazeteci Samer Huveyra, cezaevlerindeki uyuz salgınının bir biyolojik silaha dönüştüğünü ifade etti. 22 kilo kaybederek Ocak 2026’da tahliye edilen Huveyra, ‘Uyuza yakalanmış, vücutları kan ve iltihap içinde kalmış, adeta yürüyen iskeletlere dönmüş insanlar gördüm. Dişim ağrıdığında tedavi edilmediğim için ağzımı çamaşır suyuyla çalkalamak zorunda kaldım’ dedi. Huveyra, nakil süreçlerinde esirlerin birbirine iplerle bağlanarak domino taşları gibi devrilmeye zorlandığını ve başını kaldıran herkesin ağır şekilde darbedildiğini aktardı.
Ofer Cezaevi’nde dokuz ay tutulan insan hakları aktivisti Rebi Ebu Naim ise esirlerin açlıktan ölmemek için yiyecekleri ıslak çoraplara sarıp pencerelere asarak korumaya çalıştıklerini belirtti. ‘Keter’ biriminin saldırısında iki kaburgasının kırıldığını söyleyen Ebu Naim, sabah sayımlarında gardiyanlara secde eder gibi eğilmek zorunda bırakıldıklarını kaydetti. Benzer şekilde Ketziot Cezaevi’nde kalan 43 yaşındaki R., 150 kişiye yalnızca altı soğuk duş verildiğini, koğuşlara geceleri göz yaşartıcı gaz sıkıldığını ve ağır ishal olan esirlerin yemek dağıtımına zorlanarak onurlarının kırılmaya çalışıldığını ifade etti.
Olayın Perde Arkası ve Analiz
İsrail cezaevlerinden yükselen bu çığlıklar, münferit hak ihlallerinin ötesinde, planlı ve sistematik bir devlet politikasının dışa vurumudur. Aşırı sağcı Bakan Itamar Ben-Gvir’in sosyal medya üzerinden açıkça ‘Hapishaneleri teröristler için kabusa çevirmekle gurur duyuyorum’ açıklaması, bu barbarlığın siyasi bir ödül olarak iç politikada pazarlandığını kanıtlamaktadır. Hukukun tamamen askıya alındığı, mahkeme kararlarının hiçe sayıldığı ve uluslararası denetçilerin kapıdan döndürüldüğü bu süreç, modern dünyanın gözü önünde cereyan eden sistematik bir cezalandırma mekanizmasıdır. Cenevre Sözleşmesi’nin tamamen yok sayıldığı bu tablo, önümüzdeki süreçte uluslararası ceza mahkemelerinde İsrail aleyhine açılan soykırım ve insanlığa karşı suçlar davalarının en somut delil klasörlerini oluşturacaktır.
Merak Edilen Sorular ve Yanıtlar
Soru: İsrail cezaevlerindeki Filistinlilerin hukuki statüsü nedir?
Cezaevlerinde bulunan 9 bin 329 Filistinlinin yalnızca yüzde 16’sı mahkemece tutuklanmıştır. Geriye kalan büyük çoğunluk, hiçbir suçlama yöneltilmeksizin ‘idari tutuklu’ veya uluslararası hukukun tanımadığı ‘yasa dışı savaşçı’ statüsünde tutulmaktadır.
Soru: ‘Keter’ birimi nedir ve cezaevlerinde nasıl bir rol oynamaktadır?
Keter birimi, İsrail Cezaevi Hizmetlerinin ilk müdahale gücü olarak görev yapan özel bir askeri timdir. Koğuşlara düzenlenen kanlı baskınları, çıplak aramaları, darp ve sistematik işkence seanslarını doğrudan bu birim organize etmektedir.
Kaynak / Ajans: Trthaber