dünya
•
Yayınlanma: 05.09.2026 01:48
•
📌 Bbc
•
7 dk okuma
Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında Şubat 2026 döneminde tırmanan askeri çatışmalar yedinci ayını doldururken, taraflar arasındaki uzlaşmaz söylemler ve karşılıklı misilleme saldırıları diplomatik bir...
Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında Şubat 2026 döneminde tırmanan askeri çatışmalar yedinci ayını doldururken, taraflar arasındaki uzlaşmaz söylemler ve karşılıklı misilleme saldırıları diplomatik bir çözüm ihtimalini giderek uzaklaştırıyor. Haziran ayında imzalanan ve 60 günlük bir takvim içerisinde kalıcı bir ateşkes ve nihai anlaşmayı hedefleyen Mutabakat Zaptı’nın süresi herhangi bir somut uzlaşı sağlanamadan resmen doldu. Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliğinin felç olması ve ABD’nin İran’a yönelik başlattığı kapsamlı ekonomik abluka hamlesi, küresel enerji piyasalarında ve uluslararası siyasette belirsizliği derinleştiriyor.
ABD yönetimi, ticari denizcilik güzergahlarına dönük saldırıları engellemek ve Tahran yönetimini müzakere masasına daha zayıf bir konumda oturtmak amacıyla sert ekonomik yaptırımları devreye sokmuş durumda. Ancak sahadan gelen veriler, hızlı bir askeri zafer beklentisiyle yola çıkan Washington’ın hedeflerini sürekli revize ettiğini ve askeri tazyikin İran’ın stratejik geri adımlar atmasını sağlamadığını ortaya koyuyor. Çatışmanın geldiği mevcut aşamada, küresel ekonomiyi sarsacak bir felaketin önüne geçilmeye çalışılsa da sürdürülebilir bir barış zemininin henüz oluşturulamadığı kayda geçti.
📌 Öne Çıkan Başlıklar
- Kritik Gelişme: Haziran ayında taraflar arasında imzalanan 60 günlük Mutabakat Zaptı’nın süresi doldu; kalıcı ateşkes masası çöktü.
- Resmi Veri / Açıklama: ABD’nin uyguladığı abluka ve saldırılara rağmen Tahran yönetimi, orantılı karşılık stratejisini sürdürerek pes etmeyeceğini ilan etti.
- Süreç / Sonraki Adım: ABD askeri güçleri Hürmüz Boğazı’ndan sınırlı petrol geçişini sağlasa da kriz çözümsüz bir yıpratma savaşına dönüştü.
Karşılıklı Saldırılar ve Askeri-Ekonomik Ablakanın Seyri
ABD ve İsrail’in Şubat ayında başlattığı askeri harekat, Orta Doğu’daki dengeleri temelden sarstı. Dünyanın en kritik enerji geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı, çatışmaların başlamasıyla birlikte fiilen sivil deniz trafiğine kapandı. ABD yönetimi, ham petrol sevkiyatında yaşanabilecek küresel bir fiyat şokunu engellemek amacıyla boğazdaki askeri varlığını artırarak belirli miktarda tanker geçişini güvence altına almayı başardığını duyurdu. Ancak bu durum, krizin köklü biçimde çözüldüğü anlamına gelmiyor; aksine askeri gerilim bölgede periyodik çatışmalarla devam ediyor.
Saldırıların hemen öncesinde ilan edilen kapsamlı ekonomik abluka kararı, İran ile ticaret yapan üçüncü ülkeleri ve şirketleri de kapsayan geniş bir yaptırım ağını devreye soktu. Washington merkezli Orta Doğu Enstitüsü Kıdemli Araştırmacısı Jason Campbell, ABD’nin stratejik hedeflerinin belirsizliğini koruduğunu vurguladı. Campbell yaptığı değerlendirmede, Beyaz Saray’ın siyasi olarak neleri kabul edebileceğini sürekli yeniden tarttığını ve askeri güce dayalı hızlı bir zafer planının sahaya yansımadığını dile getirdi. ABD’nin şu an için Hürmüz Boğazı’ndaki aksamaları periyodik misillemelerle dizginleme ve ablukayı sürdürme yönündeki mevcut durumdan nispeten memnun göründüğü altı çizildi.
Tahran’ın Müzakere Hesapları ve Direnç Stratejisi
İran cephesinde ise ekonomik baskıların artması ve aralıklı hava saldırılarına rağmen geri adım atma emaresi gözlenmiyor. Londra’daki Chatham House Orta Doğu ve Kuzey Afrika Programı Araştırmacısı Dr. Aniseh Bassiri Tabrizi, son askeri müdahalelerin İran’ın temel stratejik hesaplarını değiştirmediğini belirterek krizin iç yüzünü masaya yatırdı. Tabrizi’ye göre Tahran, yapısal ekonomik sorunlar ve halk protestolarıyla yüzleşmesine karşın, ABD’nin tek taraflı baskılarına boyun eğmeme kararlılığında.
İran yönetiminin daha büyük bir bölgesel savaşı tetiklememek adına orantılı karşılıklar verme stratejisini benimsediği belgelerle ortaya kondu. Tahran’ın asıl beklentisi, ABD’nin yeni yaptırımlarla veya ek saldırılarla baskıyı artırması değil; Haziran ayındaki mutabakat şartlarına geri dönmesi veya en azından ciddi tavizler vermesidir. İran’ın ekonomik sıkıntılar nedeniyle yakın gelecekte masaya oturup geri adım atacağı yönündeki beklentilerin sahada karşılık bulmadığı somut verilerle işaret edildi.
Sürdürülebilir Çıkış Yolu ve Devrim Muhafızları Etkisi
Bölgedeki diplomatik ve askeri tıkanıklığı değerlendiren bir diğer isim, İngiltere’nin eski İran Büyükelçisi ve Royal United Services Institute (RUSI) Araştırmacısı Nicholas Hopton oldu. Hopton, askeri hareketliliğin veya ekonomik yaptırımların İran’a teslimiyet bayrağı çektiremeyeceğinin altını çizdi. Çin ve Rusya başta olmak üzere uluslararası aktörlerin ABD’nin tek taraflı yaptırımlarını desteklemeyeceğini belirten Hopton, Tahran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki baskı kapasitesini stratejik bir koz olarak kullanmayı sürdüreceğini ifade etti.
Krizden çıkışın en makul yolunun Trump yönetiminin Haziran ayındaki mutabakat zaptında öngörülen ilkeler çerçevesinde sürekli ve kararlı bir müzakere yürütmesi olduğu vurgulandı. Mutabakatın, İran’a yönelik tüm ABD yaptırımlarının kaldırılmasını içerdiğine dikkat çeken Hopton, bu tür bir uzun vadeli angajmanın İran İslam Devrim Muhafızları Ordusu’nun (İDGK) ülke ekonomisi üzerindeki hakimiyetini zamanla zayıflatabileceğini savundu. Ancak Devrim Muhafızları’nın derin nüfuzu nedeniyle bu sürecin oldukça zorlu geçeceği ve Batılı güçlerin stratejik sabır göstermesi gerektiği kayda geçti.
ABD ile İran arasında yedinci ayına giren bu çatışma, klasik bir askeri güç gösterisinden ziyade karmaşık bir yıpratma savaşına dönüşmüştür. Washington yönetimi, askeri caydırıcılık ile küresel enerji pazarlarını sarsmayacak bir dengede kalmaya çalışırken; Tahran yönetimi, yaptırımların getirdiği ağır ekonomik yüke rağmen siyasi meşruiyetini ve bölgesel nüfuzunu korumak adına geri adım atmamaktadır. Haziran ayındaki 60 günlük mutabakatın hedefine ulaşamaması, tarafların birbirine olan güvensizliğinin ne kadar derin olduğunu göstermektedir. Çin ve Rusya’nın yaptırımlara katılmaması İran’a nefes alanı açarken, Hürmüz Boğazı’nın sürekli bir kriz odağı olarak kalması küresel tedarik zincirleri için kalıcı bir risk faktörüdür. Önümüzdeki süreçte taraflardan birinin radikal bir strateji değişikliğine gitmemesi durumunda, bu sonuçsuz ve yıpratıcı kilitlenmenin uzun süre devam edeceği öngörülebilir.
Merak Edilen Sorular ve Yanıtlar
Soru: Haziran ayındaki Mutabakat Zaptı neden başarısız oldu?
60 günlük bir takvim içinde kalıcı ateşkes ve kapsamlı anlaşma sağlamayı amaçlayan zapt, tarafların uzlaşmaz tutumları, ABD’nin siyasi hedeflerindeki belirsizlik ve İran’ın baskı altında taviz vermeyi reddetmesi nedeniyle sonuçsuz kaldı.
Soru: Hürmüz Boğazı’ndaki son durum küresel ekonomiyi nasıl etkiliyor?
Boğazın ticari trafiğe fiilen kapalı olması enerji sevkiyatını aksatıyor. ABD güçleri petrol fiyatlarında felaket düzeyinde bir şok yaşanmasını önleyecek miktarda geçiş sağlasa da nakliye güvenliği kriz öncesi seviyelere ulaşabilmiş değil.
Soru: ABD yaptırımları İran’ı geri adım atmaya zorlayabilir mi?
Uzmanlara göre İran iç ekonomisinde ciddi sorunlar yaşansa da Çin ve Rusya gibi ülkelerin tek taraflı yaptırımlara uymaması ve Tahran’ın orantılı misilleme stratejisi nedeniyle yaptırımların yakın gelecekte politik bir teslimiyet getirmesi olası görünmüyor.
Kaynak / Ajans: Bbc
📰
Haber Kaynağı / Ajans:
Bbc