Nepal ile Tibet sınırında yüzlerce insanın yaşamını yitirmesine yol açan ve Kadıköy büyüklüğündeki devasa bir buzul parçasının çökmesiyle tetiklenen sel felaketi, gözleri küresel ısınma kuşağındaki dağlık bölgelere çevirdi. Dünyanın en hızlı ısınan alanlarından biri olan Akdeniz havzasında yer alan Türkiye’de benzer bir buzul çökmesi veya buzul gölü patlaması riskinin bulunup bulunmadığı kamuoyunda büyük bir merak konusu haline geldi.
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü akademisyenleri, Nepal-Tibet hattında yaşanan felaketin ardından Türkiye’deki buzul ekosistemlerini ve dağlık alanlardaki risk potansiyelini mercek altına aldı. Yapılan bilimsel değerlendirmelerde, Türkiye’deki buzul yapısının Himalayalar’daki devasa kütlelerden oldukça farklı olduğu vurgulanırken, büyük ölçekli bir buzul gölü patlamasının beklenmediği ancak yerel ölçekteki buzul kopmaları ve kaya çığlarına karşı dikkatli olunması gerektiği ifade edildi.
- Himalayalar’da Kadıköy büyüklüğündeki buzulun kopmasıyla yaşanan felaket sonrası Türkiye’deki durum bilim insanlarınca incelendi.
- Türkiye’deki buzullar küçük ve izole yapıda olduğu için devasa boyutta bir buzul gölü patlaması (GLOF) beklenmiyor.
- Ağustos sonu ve eylül başında artan hava sıcaklıklarıyla birlikte yerel buzul kopmaları ile kaya çığları riski yükseliyor.
Himalayalar ve Türkiye Karşılaştırması: Devasa Göl Patlaması Mümkün mü?

İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Tolga Görüm, Nepal-Tibet sınırında yıkıma yol açan kütlenin ölçeğine dikkat çekerek kopan parçanın İstanbul’un Kadıköy ilçesiyle kıyaslanabilir büyüklükte olduğunu belirtti. Uzmanlar, bu derece devasa bir kütlesel hareketin ve buna bağlı yıkıcı bir buzul gölü patlamasının (GLOF) Türkiye topoğrafyasında söz konusu olmadığını bildiriyor.
İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Akif Sarıkaya ise Türkiye’deki güncel buzul varlığının Himalayalar’daki karmaşık ve devasa sistemlerden mantıksal olarak farklılık gösterdiğini dile getirdi. Türkiye’deki buzulların dağların sadece yüksek kesimlerinde, küçük ve topoğrafik olarak bağımsız sınırlar içinde izole halde bulunduğunu vurgulayan Sarıkaya, ülkemizde felakete yol açacak büyüklükte buzul gölü oluşumlarının gözlenmediğini aktardı.
Ağustos ve Eylül Aylarına Dikkat: Yerel Kopma Riski Nerede Yoğunlaşıyor?
Türkiye’de devasa boyutta bir buzul gölü patlaması öngörülmese de buzulların erimesi ve kopması sonucu oluşabilecek yerel tehlikelerin göz ardı edilmemesi gerektiği ifade ediliyor. Prof. Dr. Mehmet Akif Sarıkaya, özellikle yaz mevsiminin sonlarına denk gelen ağustos sonu ve eylül başı döneminde buzul kopması riskinin tepe noktaya ulaştığına dikkat çekiyor. Yüksek yaylalarda hayvancılık yapan vatandaşlar, dağcılar ve vadi tabanlarındaki küçük yerleşim yerleri için bu dönemlerde lokal riskler oluşabiliyor.
Bilimsel arşivler incelendiğinde, Türkiye coğrafyasında buzul kopmasına bağlı bilinen en ağır tarihi felaket 1840 yılında Ağrı Dağı’nın kuzeydoğu eteklerinde yer alan Ahura Vadisi’nde (Cehennem Deresi) kaydedildi. İtalyan ve Amerikalı araştırmacıların 2019 yılında Geomorphology dergisinde yayımladığı çalışmada; meydana gelen bir deprem ve olası volkanik hareketlilik sonrası hızlı kar-buz erimesinin devasa bir çamur, buz ve kaya akışına (lahar) dönüştüğü savunuldu. O dönemde vadideki yerleşimi tamamen yok eden ve 21 kilometre boyunca ilerleyen kütle, yaklaşık 1.300 kişinin ölümüne yol açtı. Tıkanan derenin yedi gün sonra seti yıkmasıyla oluşan ikinci sel felaketinde ise 400 kişi daha hayatını kaybetti.
İklim Değişikliği ve Isınan Dağlar: Kaya Çığları Riski Büyüyor
Günümüzde küresel iklim değişikliği ve sıcaklık artışları Türkiye’deki buzulların hızla küçülmesine neden oluyor. Uydu verilerine dayanan bilimsel araştırmalar, Ağrı Dağı üzerindeki buz örtüsünün 1976 ile 2011 yılları arasında %29 oranında küçülerek sekiz kilometrekareden altı kilometrekareye gerilediğini ortaya koyuyor. Sıcaklık artışına karşı son derece hassas olan bu alanlarda çekilen buzullar, yüksek dağlık kesimlerde kararsız kaya kütlelerini açığa çıkarıyor.
Prof. Dr. Tolga Görüm, buzulların geri çekilmesiyle kayalar üzerindeki yükün azaldığını ve bunun kayma ihtimalini artırdığını açıklıyor. Normalde buzul altında donmuş halde duran ve sıcaklık değişimleriyle genişleyen kaya çatlakları, buz eridikçe su sızmasıyla daha da dengesizleşiyor. Yamaçtan saatte 150 ila 300 kilometre hıza ulaşabilen devasa kaya ve buz kütlelerinin kopması, önüne katacağı her şeyi sürükleyecek potansiyel bir tehlike yaratıyor.
Aşırı yağışlar, depremler veya yol yapımı gibi insan kaynaklı müdahalelerin de bu tetiklenmeyi hızlandırdığı vurgulanıyor. Nitekim 1890 yılında Erzurum Devre Dağı’nda meydana gelen ve 145 kişinin yaşamını yitirdiği dev çığ felaketinin arkasında da Erzincan merkezli bir depremin yattığı değerlendiriliyor. Günümüzde Kars Kağızman’daki Deniz Gölü’nün doğal setindeki hareketlilik uydularla anlık takip edilirken; Erzurum, Artvin ve Hakkari’deki dik vadiler ve küçük yerleşim alanları kırılgan noktalar olarak izlenmeye devam ediyor.
Merak Edilen Sorular ve Cevaplar
Soru: Türkiye’de Himalaya tipi devasa bir buzul gölü patlaması (GLOF) yaşanabilir mi?
Cevap: Hayır, uzmanlara göre Türkiye’deki buzullar Himalayalar’dakinden farklı olarak küçük, izole ve topoğrafik açıdan sınırlı alanlardadır. Ülkemizde felakete yol açacak büyüklükte buzul gölleri bulunmadığı için bu ölçekte bir patlama ve sel beklenmemektedir.
Soru: Türkiye’de buzul kopması ve çığ riski hangi dönemlerde artış gösteriyor?
Cevap: Buzul kopması ve kaya düşmesi riskleri, havaların en sıcak olduğu ve erimenin tepe noktaya ulaştığı yaz sonu ile sonbahar başında (özellikle ağustos sonu ve eylül başı) artış göstermektedir.
Soru: Türkiye’de buzul hareketleri açısından en riskli bölgeler nerelerdir?
Cevap: Geçmişteki büyük felaketlerin yaşandığı Ağrı Dağı başta olmak üzere, Erzurum, Artvin, Kars (Kağızman Deniz Gölü çevresi) ve Hakkari’deki yüksek dağlık ve dar vadili alanlar yakından izlenmesi gereken bölgeler arasındadır.
Kaynak / Ajans: Bbc
