Ankara ile Bakü arasında uzun yıllardır ‘tek millet, iki devlet’ şiarıyla perçinlenen stratejik ortaklık, son dönemde İsrail-Filistin meselesi ekseninde derinleşen söylem ve tutum farklılıklarıyla sınanıyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 24 Eylül 2026 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda gerçekleştirdiği hitap sırasında Türk heyetinin salonu terk etmesine karşın, Azerbaycan Daimi Temsilciliği Birinci Katibi Maksad Hüseynov’un salonda kalması, iki başkentin dış politika parametrelerindeki ayrışmayı uluslararası kamuoyunun gözleri önüne serdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Gazze krizinin başından bu yana Netanyahu yönetimine yönelik sert diplomatik ithamları ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Tel Aviv ile savunma ve enerjiye dayalı stratejik bağları koruma tercihi, iki ülke medyasında ve kamuoyunda daha önce eşine rastlanmayan karşılıklı bir polemik dalgasını tetikledi. Bakü yönetiminin bağımsız dış politika vurgusu yaptığı ve kimsenin himayesine ihtiyaç duymadığını ilan ettiği bu yeni konjonktür, iki müttefik arasındaki ilişkilerin geleceğini doğrudan ilgilendiren çok katmanlı bir tabloyu ortaya koyuyor.
- Kritik Gelişme: Netanyahu’nun 24 Eylül 2026 BM Genel Kurulu konuşmasında Türkiye salonu terk ederken Azerbaycan temsilcisi Maksad Hüseynov salonda yerini korudu.
- Resmi Veri / Açıklama: İlham Aliyev, yarım milyar dolarlık yeni savunma anlaşmasının hemen akabinde, ülkesinin silahları kendi bütçesiyle aldığını ve kimsenin himayesine muhtaç olmadığını kaydetti.
- Süreç / Sonraki Adım: APA TV üzerinden yayımlanıp kısa sürede kaldırılan deniz ticareti yayını ve laiklik düzenlemeleri tartışması, ikili ilişkilerde toplumsal algı yönetimini kritik eşiğe taşıdı.
Diplomatik Ayrışmanın Miladı: BM Kürsüsündeki Zıt Tercihler
İki müttefik arasındaki dış politika farklılığı, 24 Eylül 2026 tarihinde New York’ta toplanan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda somut verilerle tescillendi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu kürsüye çıktığında, Türkiye’nin diplomatik misyonu salonu boşaltarak uluslararası düzeyde açık bir protesto tavrı sergiledi. Buna karşılık, Azerbaycan’ın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği Birinci Katibi Maksad Hüseynov’un salonda kalarak konuşmayı dinlemesi, Bakü’nün resmi pozisyonunun kişisel inisiyatifin ötesinde bir devlet refleksi olduğunu net biçimde gösterdi.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail Başbakanı Netanyahu’ya yönelik ‘Gazze kasabı’ ve benzeri sert diplomatik ithamlarına karşın, Azerbaycan resmi makamları Tel Aviv ile kurulan tarihsel ve pragmatik ilişkileri savunmayı sürdürdü. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun da ABD Başkanı Donald Trump ile temaslarında Azerbaycan yönetimi için övgü dolu ifadeler kullanması, Bakü-Tel Aviv hattındaki görünmez mutabakatın sürdüğünü belgelerle ortaya koydu. Bu durum, Türkiye’deki muhafazakar ve milliyetçi kamuoyunda Azerbaycan’a dönük sert eleştirilerin seslendirilmesine zemin hazırladı.
Söylem Değişimi: Şuşa Ruhundan ‘Müdahale Etmeyin’ Mesajına
İkinci Karabağ Savaşı’nın kazanıldığı 2020 yılından bu yana Türk-Azerbaycan ilişkileri askeri entegrasyon anlamında zirve noktasına ulaşmıştı. Dönemin şartlarında İlham Aliyev, Türk İHA ve SİHA’larının sahada yarattığı etkiyi vurgulamış; 1 milyar dolarlık Ermeni askeri teçhizatının Türkiye üretimi sistemlerle imha edildiğini ilan etmişti. Hatta 2021 yılında imzalanan Şuşa Beyannamesi ile taraflar düzenli ikili istişareler ve dış politika koordinasyonunu resmi taahhüt altına almıştı. 2024 yılında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da iki devletin birçok başlıkta tek bir mekanizma gibi hareket ettiğinin altını çizmişti.
Ancak geçtiğimiz günlerde iki ülke arasında imzalanan yarım milyar dolarlık yeni silah alım sözleşmesinin hemen ertesi günü Aliyev’in yaptığı çıkış, diplomatik çevrelerde derin yankı buldu. Aliyev, Yeni Azerbaycan Partisi Kurultayı’nda yaptığı konuşmada doğrudan isim vermeksizin ‘Bizim işlerimize burnunuzu sokmayın’ ifadesini kullandı. Azerbaycan liderinin, ülkesinin son mermisine kadar tüm mühimmatı kendi öz kaynaklarıyla satın aldığını ve kimseden himaye beklemediğini vurgulaması, Ankara’dan yöneltilen eleştirilere karşı verilmiş doğrudan bir yanıt olarak kayda geçti.
Medya Cephesinde Tansiyon: APA TV Yayını ve Karşılıklı Restleşmeler
İki başkent arasındaki gerilimin sahaya yansıyan en dikkat çekici boyutu medya üzerinden yürütülen örtülü mesajlar oldu. Azerbaycan hükümetine yakınlığıyla bilinen APA TV’de yayınlanan 15 dakikalık özel bir dosya haberi, Türkiye limanlarından İsrail’e hareket eden gemileri AIS uydu takip sistemleri verileriyle masaya yatırdı. Program, Türkiye’nin İsrail ile ticari ve lojistik temaslarını sürdürürken Bakü’yü hedef almasını çelişki olarak nitelendirdi ve yerel bir atasözüne atıfta bulunarak ‘Tahta kapımı vurma ki demir kapını vurmayayım’ mesajını iletti.
Söz konusu programın yayından birkaç saat sonra platformlardan tamamen silinmesi ise krizin kontrollü tutulmak istendiğine işaret etti. Gerilimi tırmandıran diğer bir etken ise Bakü yönetiminin okullarda kılık kıyafet yönetmeliğini laiklik ilkesi çerçevesinde revize etmesi oldu. Türkiye medyasında bu düzenlemenin başörtüsü yasağı olarak nitelendirilmesi üzerine karşılıklı tepkiler daha da sertleşti. Yaşanan bu polemiklerin ardından AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Türkiye ile Azerbaycan arasına nifak sokulmasına asla müsaade edilmeyeceğini belirterek tansiyonu düşürmeye çalıştı.
Olayın Perde Arkası ve Analiz
Diplomasi koridorlarında 25 yılı aşkın süredir tanık olduğumuz dengeler gösteriyor ki; İkinci Karabağ Savaşı sonrası egemenliğini tam kapasiteyle tesis eden Bakü, bölgesel vizyonunda artık Ankara’nın ‘küçük kardeşi’ değil, tamamen eşit ve özerk bir jeopolitik aktör olarak konumlanmak istiyor. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Hikmet Hacıyev’in de hatırlattığı üzere, işgal yıllarında Tel Aviv’in sağladığı diplomatik ve askeri zemin ile ABD’deki Yahudi lobisinin Ermeni diasporasına karşı oynadığı dengeleyici rol, Bakü devlet aklında hayati bir yer tutuyor. İsrail’in petrol ihtiyacının kayda değer kısmını karşılayan ve karşılığında yüksek teknoloji savunma sanayii ürünleri temin eden Azerbaycan için bu ilişki vazgeçilmez bir ulusal güvenlik önceliğidir. Dolayısıyla yaşanan bu kriz, devletler arası bir kopuşa değil; ‘tek millet iki devlet’ romantizminden, rasyonel ve sınırları belirlenmiş bir çıkar ortaklığına geçiş sürecine işaret etmektedir.
Enerji ve Güvenlik Dengesinde Azerbaycan’ın Çift Yönlü Çizgisi
Azerbaycan yönetimi, İsrail ile sürdürdüğü yakın askeri ve ticari iş birliğine rağmen Filistin davasına tamamen sırtını dönmüş değil. Bakü, uluslararası hukuk zemininde iki devletli çözüm vizyonunu benimsediğini ve başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kuruluşunu desteklediğini her fırsatta beyan ediyor. Nitekim Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Temmuz 2026’da yaptığı resmi açıklamada bu desteğin altını bir kez daha çizmişti.
Bununla birlikte, Türkiye’nin Orta Doğu’da üstlendiği bölgesel liderlik ve Gazze odaklı hassasiyetleri ile Azerbaycan’ın Kafkasya merkezli beka öncelikleri zaman zaman kaçınılmaz bir fikir ayrılığı doğuruyor. İki ülke savunma sanayiinde ortak projelere imza atmayı sürdürse de, İsrail meselesindeki bu derin üslup farkının kamuoyu nezdindeki duygusal bağı aşındırma potansiyeli uzmanlar tarafından en büyük risk unsuru olarak değerlendiriliyor.
Merak Edilen Sorular ve Yanıtlar
Soru: Türkiye ile Azerbaycan arasında yaşanan İsrail tartışması stratejik müttefikliği bozar mı?
Mevcut askeri iş birliği, Şuşa Beyannamesi yükümlülükleri ve stratejik enerji hatları göz önüne alındığında ilişkilerin kopması beklenmiyor. Liderler düzeyinde pragmatik iş birliği sürse de kamuoyu düzeyindeki algı ayrışması belirginleşmektedir.
Soru: Azerbaycan neden İsrail ile ilişkilerini kesmiyor?
Azerbaycan, İsrail’in en kritik petrol tedarikçilerinden biridir ve karşılığında İkinci Karabağ Savaşı dahil olmak üzere savunma sanayiinde yüksek teknolojiye sahip İsrail silah sistemlerini kullanmaktadır. Ayrıca diplomatik arenada Yahudi lobisinin desteği Bakü için kritik görülmektedir.
Kaynak / Ajans: Bbc